05 Temmuz 2009 Pazar

Cumhuriyet'in terör aygıtı: İstiklal Mahkemeleri

Taraf gazetesinden Ayşe HÜR'ün 05.Temmuz.2009 tarihli yazısı
Giris
Son aylarda daha da artti ama yillardir Turkiye’deki hukuk sisteminin ‘tefessuh ettigini’ (kokustugunu) gosteren bir dizi olay yasiyoruz. ‘Cumartesi Anneleri’ tam 14 yil, 54 mevsim, 223 haftadir, her cumartesi gunu, Istanbul’da kayiplarini istiyorlar. Aylardir basta Dogu ve Guneydogu Anadolu bolgelerinde olmak uzere, gosterilerde tas atan cocuklarin buyukler gibi yargilanmalari ve teror kanunlari uyarinca agir hapis cezalarina carptirilmalari da ‘vak’ayi adiyeden’ oldu. Hrant Dink ve Rahip Santoro davalari, adeta gorunmez bir el tarafindan sonsuza kadar oyalanmaya calisiliyor. Ne Guneydogu Anadolu’da asit kuyularina atilmis binlerce insanimizin, ne polis veya gardiyan dayagiyla olen evlatlarimizin hesabini sorabiliyoruz.

12 yasindaki Ugur Kaymaz’i sirtindan dokuz kursunla olduren ‘guvenlik’ guclerinin, ‘mesru mudafaadan’ beraat kararinin Yargitay tarafindan onanmasi ise hukuk sisteminin tefessuh ettiginin son kaniti. Aslinda bu ulkenin kurulusundan beri devletin yuce menfaatleri soz konusu oldugunda hukuk disina cikmak mesru goruldu. Bu hafta, Cumhuriyet doneminin en ‘hukuk disi’ uygulamalarindan biri olan ‘Istiklal Mahkemeleri Kanunu’ ve bu kanunun uygulamalarina bir goz atacagiz. Bu mahkemeler gunumuzun ‘cift basli yargi’ sorununun da kaynagina isaret ediyor. Pesinen belirteyim ki, bu yazi pek cok okuyucuyu tatmin edemeyecek. Merakli okuyuculara kaynakcadaki hatiratlari okumalarini siddetle tavsiye ederim.

***

115 milletvekilinin katilimiyla en yasli uye Sinop Milletvekili Serif Bey’in baskanliginda 23 Nisan 1920’de Ankara’da acilan Buyuk Millet Meclisi’nin ilk islerinden ulkenin pek cok yerinde cikan ayaklanmalari ve asker kacaklarini engellemek 29 Nisan’da Hiyanet-i Vataniye Kanunu’nu cikarmak olmustu. Kanunun cikarilmasindan sonraki dort aylik donemde, duzenin saglanamamasi uzerine, 1793’te, Fransa’da kurulan olaganustu yetkilere sahip ‘Istiklal Mahkemesi’nden esinlenilerek ‘Istiklal Mahkemeleri’ kuruldu. Mahkemelere en buyuk muhalefet, resmi tarih tarafindan ‘Ikinci Grup’ diye adlandirilacak olan muhalif grubun lideri Erzurum mebusu Huseyin Avni (Ulas) Bey’den geldi.

‘Yalniz Allahtan Korkar’

Istiklal Mahkemeleri, kanunla kurulduklari icin yasaldilar ancak yargilama usulleri acisindan hukuk disiydilar. Cunku uyeleri, Meclis icinden seciliyordu ama savci haric uyeleri hukukcu degildi. Kapilarinin ustunde ‘Istiklal Mahkemesi Mucadelesinde Yalniz Allahtan Korkar” yazan mahkemeler verdikleri kararlardan sorumlu degildiler ancak cezalarin gecikmeden infazindan sivil ve asker butun burokratlar sorumluydu. Kararin verilmesi icin delile gerek yoktu. Saniklarin avukat tutmalari cok nadir bir durumdu, zaten ne buna vakit vardi ne de bu gorevi ustlenmeye cesaretli avukatlar. Kararlar hâkimlerin vicdani kanaatine gore verilirdi ve temyiz edilemezdi. Verilen cezalar (ve idamlar) derhal infaz edilirdi. Kararlar o kadar acele ile alinir ve yerine getirilirdi ki, yanlislikla baskasinin yerine idam edilenler bile olurdu.

Asker kacaklari ile mucadele

18 Eylul 1920 - 31 Temmuz 1922 arasinda gorev yapan 12 mahkeme ile 1922 sonundan Mayis 1923’e kadar gorev yapan iki mahkeme olmak uzere toplam 14 Istiklal Mahkemesi, amaclari farkli oldugu icin ‘Birinci Donem Istiklal Mahkemeleri’ diye anildi. Ankara, Eskisehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu, Pozanti ve Diyarbakir illerinde kurulan bu mahkemeler esas olarak ‘casusluk’, ‘bozgunculuk’, ‘asker kacaklari’, ‘eskiya’, ‘saltanat yanlilari’ ve ‘isyancilar’ ile mucadeleyi amacliyordu. Ancak en onemli sorun asker kacaklari idi. ‘Her Turk asker dogar’ iddiasina ragmen sadece Sakarya Meydan Muharebesi sirasinda tam 48.335 kisi asker kacagiydi.

Resmî verilere gore bu mahkemelerde, Hiyanet-i Vataniye Kanunu’na dayanarak, toplam 59.164 kisi yargilandi, bunlarin 41.678’ine 40 ila 100 degnek, malini mulkunu musadere, para cezasi, yerine evden baskasinin askere alinmasi, halka teshir, hapis, evinin yakilmasi gibi cesitli cezalar verildi. 1.054 idam cezasi infaz edildi. Ancak bu sayilar gercegin ancak bir bolumudur, cunku bu davalara iliskin belgelerin buyuk bolumu kayiptir. Bu konudaki en onemli calismanin sahibi Ergun Aybars’a gore idam edilenlerin sayisi bes binin uzerinde olmalidir.

Sark Istiklal Mahkemeleri

4 Mart 1925 tarihli Takrir-i Sukûn (Huzur ve Guveni Saglama) Kanunu’nu ile kurulan ‘Ikinci Donem Istiklal Mahkemeleri’ ise muhalefetin buyuk direnisi ile karsilasti. Kazim Karabekir “Islahati Istiklal Mahkemeleri ile mi yapacaksiniz” diye sorarken, Gumushane Mebusu Zeki (Kadirbeyoglu) Bey Teskilat-i Esasiye Kanunu’nun 26. maddesinin idam hukumlerinin infazini Meclis’e biraktigini, dolayisiyla bu hukum degismeden kanunun gorusulemeyecegini soyluyordu. Dersim Mebusu Feridun Fikri (Dusunsel) Bey “kanunun hukumetce cok genis yorumlanarak butun olaylarin isyan ve ihanet gibi gosterilebilecegini, Cumhuriyet rejiminde haklarin her seyin uzerinde oldugunu ve hak ve hurriyetlerin hukumetin idaresine birakilamayacagini bunun Teskilati Esasiye Kanunu’na aykiri oldugunu” israrla belirtiyordu.

Kavgaya varan atesli tartismalara ragmen, kanun 22 ret oyuna karsilik 122 oyla kabul edildi. Kanunla ile biri idam kararlarini uygulama yetkisiyle ‘Sark’ icin Diyarbakir’da, digeri idam yetkisi TBMM’nin onayi ile uygulanmak uzere Ankara’da olmak uzere, iki Istiklâl Mahkemesi kuruldu. Diyarbakir’daki mahkemenin resmî adi ‘Isyan Bolgesi Mahkemesi’ idi ama ‘Sark Istiklal Mahkemesi’ olarak anildi. Ardindan meshur Hiyanet-i Vataniye Kanunu’nda dinî esaslara gore cemiyet kurulmasini yasaklayan ve dini siyasete alet edenleri ‘vatan haini’ ilan eden degisIklik yapildi ve mahkeme goreve basladi. 21 Mart’ta, Ismet Inonu, Meclis Baskanligi’na Divan-i Harb-i Orfilerde verilen idam cezalarinin da ordu, kolordu, bagimsiz tumen ve mustahkem mevki komutanlarinca onaylanarak uygulanmasini oneren bir onerge verdi. 22 kisilik muhalif grup bu teklifin de anayasaya ve insan haklarina aykiri oldugunu soylediler ama onerge, hukumetin istedigi sekilde kanunlasti.

‘Uc Aliler Divani’

Ardindan mahkeme heyetleri secildi. Isyan (Sark) Bolgesi Istiklal Mahkemesi’nin reisi Denizli Mebusu Mazhar Mufit (Kansu), savcisi Karasi Mebusu Ahmet Sureyya (Orgeevren), uyeleri Urfa Mebusu Ali Saib (Ursavas) ve Kirsehir Mebusu Lutfi Mufit (Ozdes), yedek uyesi ise Bozok Mebusu Avni (Dogan) Beylerdi. Ankara Istiklal Mahkemesi’nin reisi Afyonkarahisar Mebusu ‘Kel’ lakapli Ali (Cetinkaya), savcisi Denizli Mebusu Necip Ali (Kucuka), uyeleri Gaziantep Mebusu ‘Kilic’ Ali, Rize mebusu ‘Bakkal’ Ali (Zirh) ve yedek uyesi Aydin Mebusu Resit Galip Beylerdi.

Bu mahkeme, ‘Kel’ Ali, ‘Kilic’ Ali ve Necip Ali adli uyeleri yuzunden ‘Uc Aliler Divani’ diye anilacakti. Ancak, gorulecegi gibi adi veya gobek adi Ali olan iki uye daha vardi.

Sark Istiklal Mahkemesi’nin en genc uyesi Avni Bey, anilarinda soyle yazmisti: “Istiklal Mahkemesi reisi ve azalari arasinda normal bir munasebetin kuruldugunu gormek nasip olmadi. Herkesin kendine gore bir politikasi, kendine gore bir hukuk anlayisi vardi. Heyet-i hâkime karar icin bir odaya toplandiklari zaman, sIk sIk gorus ayriliklari kendini gosterir, kavgalar baslar, bazen tabancalar cekilirdi.”

Mahkemenin en sert uyesi Ali Saip Bey’di. Sark Istiklal Mahkemesi’nin aynen Ankara Istiklal Mahkemesi gibi sivil ve askerî tum olaylari yargilamasini isteyen Ali Saip Bey, bu konuda mahkemenin tek hukukcu uyesi Ahmet Sureyya Bey’le ters dusunce “Savcilikla aramizda kanaat farklari var istifa ediyorum. Boyle calisamam!” diyecekti. Sonunda mesele Ankara’ya aktarilacak, gelen cevaptan Ankara ‘devrimci uygulamalarin’ sinirlandirilmasini istemedigi anlasilacakti. Zaten Mustafa Kemal 16 Ocak 1923’de Izmit’te yaptigi basin toplantisindaki “Inkilâbin kanunu mevcut kanunlar ustundedir” diyerek, rotayi gostermisti. Hâkimler ile savci arasindaki anlasmazlik, “gerekirse kanunlarin uzerine cikariz” gorusunun ustun gelmesiyle sonuclandi. Bu tarihten sonra, mahkemenin yetki bolgesindeki 14 vilayet ve iki kazadaki idari, adli, askerî her turlu sivil ve askeri dava bu mahkemelerde goruldu.

‘Sebilurresadci’ Esref Edip Bey’in anilari

“Heybeli 1925 Mayis ayi... Heybeli Ada’ya yeni goc etmisiz. Bir sabah vapura yetismek uzere Denizcilik Okulu’nun yanindan hizla iniyorum. Sokagin karsisindaki polis karakolunda bir kaynasma dikkatimi cekti. Yurudum. Bir polis bana dogru gelmeye basladi. Karsilastigimizda, biraz karakola kadar gelmemi soyledi. Karakolda komiser ayakta geziniyordu. Biraz heyecanli idi. Alinan emir uzerine tevkif edildigimi teblig etti. Boyle bir sey beklemedigim halde hicbir telas gostermedim. Icime korku da gelmedi. Korkacak ne var? Yarasi olan gocunur...”

Cebeci’deki karanlik gunler

‘Yarasi olmadigi icin gocunacak seyi olmadigini’ dusunen bu kisi unlu Islamci dergi Sebilurresad’in sahibi Esref Edip [Fergan] idi. Esref Edip, polis nezaretinde Pendik yoluyla, o gunlerde polis merkezinin bulundugu Babiâli karsisindaki Danistay binasina giderken, dusunuyordu: “Acaba neden gozaltina alinmisti. Seyh Said Isyani ile bir iliskisi yoktu ancak gecen gunlerde Masonluk hakkinda bir kac yazi yayimlamislardi. Acaba o mu infiale sebep olmustu” sorularina cevap alamadan kendisini Ankara’ya giden trende buldu. Trenden inince dogru Istiklal Mahkemesi’ne, ardindan da Cebeci’deki Tevkifhane’ye gittiler. Kendisini cirilciplak bir odaya koyup ustune kilit vurdular. Bir hafta yemek getiren erden baska kimse ugramadi yanina. Geceler boyunca tahta ile demirin karsilasmasindan dogan korkunc sesleri ve yankilarini dinledi. Ardindan betonu yeni dokulmus rutubetli ve yine ciplak bir baska hucreye nakledildi. Moralini yuksek tutmaya calisiyordu. Boylece gunler, haftalar ve aylar gecti. Demir kapilar, demir pencereler, soguk tas duvarlar, rutubetli beton tavanlar, olu kafataslari, insan kemikleri ile dolu karar topraklar, sungulu bekciler. Kara ruhtu gardiyanlar, akrepler, ciyanlar... Sagda solda feryatlar, iniltiler... Idama goturulenlerin aglayislari, haykirislari. Zihnini giderek umitsizlik, uzuntu ve endise kapliyordu. Sucu neydi bir ogrenebilseydi...

Unutulan yazar

Aylar sonra bir gun Mahkeme Reisi Kilic Ali, tevkifhaneyi kontrole geldi. Esref Edip’in hucresini ziyaret ettiginde “Aaaa! Sen burada misin?” dedi. “Bizi unuttunuz galiba!,” diye yanitladi Esref Edip, “artik bu kadar cefa yeter. Rica ederim, cagirin da, ne soracaksaniz sorunuz.” “Merak etme, birkac gune kadar cagiracagiz. Seni Sark’tan istiyorlar.”

“Seni Sarktan istiyorlar” ne demek? diye dusundu Esref Edip. Bunu daha sonra ogrenecekti. Seyh Sait, idam yerine Edirne’de surgun cezasi verilecegi vaadiyle kendisini isyana goturen nedenlerin basinda TpCF’nin programi ve Istanbul basininin, ozellikle de Sebilurresad’in hukumet aleyhine yaptigi yayinlarin geldigini soylemisti. Seyh Said’i ikna eden Ali Saip Bey’in kafasindaki plan, muhalif gazetecilerle Seyh Said’i durusmada karsilikli carpistirmak ve boylece her iki tarafi da birbirinin silahi ile vurmakti. Ancak siyasi durumun nezaketi yuzunden, Ankara bekleyememis ve Seyh Said ve 46 adamini acilen asmak zorunda kalmisti. Hikâyenin gerisini Esref Edip’in son derece ilginc hatiratindan okuyabilirsiniz.

‘Komunist’ Zekeriya Sertel’in anilari

Esref Edip ve bir grup unlu gazetecinin yargilanmak uzere Diyarbakir’a sevk edildigi gunlerde, Gulhane Parki’nda esi ve cocuguyla piknik yapan Zekeriya (Sertel) Bey’in de hayati, karsisina dikilen bir polis memurunun emniyete davetiyle degisecekti. Esi Sabiha Hanim’la birlikte sahibi oldugu Resimli Ay dergisinde yuruttugu demokrasi ve ozgurluk mucadelesi ile Ankara’nin ve bizzat Mustafa Kemal’in tepkisini cekmis olan Zekeriya Bey, ayrica komunist olarak da taniniyordu. O gunlerde Resimli Ay’in en onemli temalarindan biri Milli Mucadele’nin sadece birkac kahraman liderin degil, iscisinden koylusune, memurundan askerine, kadinindan gencine tum halkin eseri oldugu, bu adsiz kahramanlari anmak icin de bir ‘Mechul asker’ aniti dikilmesiydi. Bu kampanyaya cevap gecikmemisti. Aksam gazetesinde ‘Uc Aliler Divani’nin en unlu uyelerinden ‘Kilic’ Ali imzali bir yazi cikmis, yazida, savasi halkin degil Ataturk’un yaptigi ileri surulmustu. “Ordunun ve halkin savasabilmesi, ancak kudretli ve kabiliyetli bir komutana sahip olmasiyla kabildir” diyen yazar “Mechul asker’ fikrini ortaya atip, baskomutanin onemini azaltmaya calismak, bir nankorluk olur” diyordu. Yazarin Mustafa Kemal’in en has yaverlerinden biri olmasi, Zekeriya Bey’in baltayi tasa vurdugunu gosteriyordu.

Cevat Sakir’le karsilasma

Gulhane’de polisin “sizi emniyete bekliyorlar” sozunu duydugunda, aklindan bir film seridi gibi bunlar gecmisti Zekeriya Bey’in. “Cocugu eve birakalim, gelirim” dedi ancak “Oyle degil efendim” dedi polis memuru. “Simdi beraber gitmemiz lazim.” Ancak o zaman anladi Zekeriya Bey durumun ciddiyetini. Karisini ve cocugunu parkta birakip muduriyete gitti. Ankara’ya sevki bir iki saat icinde olacakti. Istasyonda arkadasi Cevat Sakir ile karsilasti. Onun da yaninda bir polis vardi. Saskinlikla birbirlerine baktilar. Ikisi de Ankara’ya goturuluyordu. Ikisi de neden Ankara’ya goturulduklerini bilmiyorlardi.

Cevat Sakir (Kabaagacli), Abdulhamit’in unlu pasalarindan Sakir Pasa’nin ogluydu. Ingiltere’de Oxford Universitesi’ni bitirmisti. Turkce disinda alti dil biliyordu. Zeki, bilgili, yetenekli biriydi ama gencliginde bir kiskanclik meselesinden dolayi babasini oldurmus ve sekiz yil hapis yatmisti. Verem oldugu icin cezasini tamamlamadan saliverilmisti.

Tren onlari karanlik bir mechule dogru gotururken akil yurutmeye basladilar. Belki de Resimli Ay’in son sayisinda Cevat Sakir’in “Asker kacaklari nasil asilir?” baslikli yazisiyla ilgiliydi gozalti. Cevat Sakir, bir zamanlar hapishanedeyken, Istiklal Mahkemelerinde idam cezasina carptirilan asker kacaklarinin idam sehpasina gitmeden once oteki mahkûmlara karsi tutumlari, pili pirtilarini yoksul mahkûmlara vermeleri, Cevat’a dokunmustu, yazisinda bunu anlatiyordu. Ama suclarini cezalari kesilirken ogreneceklerdi: Cevat Sakir’in Huseyin Kenan takma adiyla yazdigi “Idama mahkûm olan insanlar bile bile olume nasil giderler” baslikli yazi dolayisiyla tutuklanmislardi.

“Seni asacaklar kardesim!”

Iki arkadas Ankara’ya vardiklarinda ayri ayri Polis Mudurlugu’nun karanlik bodrumuna atildilar. Ertesi gun, Zekeriya Bey’in yakin arkadasi, Trabzon mebusu Nebizade Hamdi Bey kara haberi getirdi: “Seni asacaklar kardesim!” dedi. O geceyi kâbuslar icinde gecirdi Zekeriya Bey. Ruyasinda agliyordu. Birden kalin bir ses onu ruyadan uyandirdi: “Ne oluyor delikanli? Ne agliyorsun?” Sesin sahibi, Manisali bir Istiklal Mahkemesi hukumlusuydu. Erkenden kalkmis, yataginda tespih cekiyordu. “Nasil aglamam?” dedi Zekeriya Bey. “Beni asacaklarini ogrendim.” Adam guldu. “Seni asacaklar diye uzulme. Hakkinda henuz verilmis bir hukum yok. Oysa ben hukmu yedim. Beni simdi, bu sabah asacaklar. Bak, agliyor muyum?” Gercekten de bir saat sonra geldiler ve adami alip goturduler. Bir daha da gorunmedi.

Ucuncu gun iki arkadas mahkeme heyetinin karsisina cikti. Mahkeme Reisi ‘Kel’ Ali (Cetinkaya), Cevat Sakir’in babasini oldurdugu sirada cinayetin islendigi Afyonkarahisari’nda Jandarma Komutani’ydi ve babasinin arkadasiydi. ‘Kel’ Ali, Cevat Sakir’i tanidi. Iki arkadasi ofkeyle salondan cikartti. Cikarken, bes gun sonra savunmalarini vermeleri emretmisti. Durusma iki arkadas agizlarini bile acamadan bitmisti. Suclari neydi ve neyi savunacaklardi?

Cehennemden kurtulus

Hucreye donduklerinde Mersin’de yayinlanan Dogru Soz gazetesi sahibi Ata Celebi adli bir komunist genc onlara mahkemelerin calisma prensiplerini ozetledi: “Burasi bir cehennemdir, bir salhanedir. Istiklal Mahkemesine getirilenlerin yuzde doksani oldurulur... Eger mahkeme sizi savunma icin bildirilen gunden once cagirirsa, hakkinda idam hukmu verilmis demektir. Sureyi uzatmakta fayda yoktur. Yok, gununde cagrilirsaniz, durumunuz supheli demektir. Mahkeme daha bir karar varmamistir. Savunma gunu sonraya birakilmissa, kurtuldugunuza isarettir. Cunku mahkeme aceleye luzum gormuyor demektir...”

Zekeriya ve Cevat Sakir, bes gun sonra degil de uc gun sonra cagrilinca ‘gelenege gore’ idama mahkûm edileceklerini dusunup perisan oldular. Ama sanslari vardi. Cezalari ucer yil surgun ve kalebentlikti. Cevat Sakir Bodrum’a, Zekeriya Sertel Sinop’a gidecekti. Olum beklerken kalebentlik cezasi almak ikiliye buyuk ikramiye gibi gorunmustu. Uc yilin sonunda geride kalan esler kucuk cocuklarina bakarken, Sabiha Hanim ek olarak Resimli Ay dergisini de idame ettirmisti. Zekeriya Sertel cezasi bitince Istanbul’a donerken, Cevat Sakir, Bodrum’a yerlesecek ve ‘Halikarnas Balikcisi’ adiyla unlu bir edebiyatci olacakti.

Siyasi hesaplasmalarin sahnesi

Mahkeme heyeti uyelerinin anilarindan ve resmî belgelerden acikca goruldugu gibi Ismet Inonu ve Mustafa Kemal’le dogrudan temas halinde calisan bu mahkemelerde esas olarak 1925’de Sapka Kanunu’na karsi cikanlar, 1926’da Ataturk’e suikast tesebbusunde bulunanlar ve Ittihatcilik davasi gudenler, Saltanat ve Hilafeti geri getirmeye calisanlar, komunist orgutlenmelere katilanlar, yolsuzluk, casusluk, hukumete muhalefet suclarina katilanlar vb. olmak uzere yaklasIk 7.500 kisi yargilandi, bunlarin yaklasIk 3.280’i cesitli cezalara carptirildi. 660 kisi idam edildi. Baslangicta suresi iki yil olan bu Istiklal Mahkemeleri 4 Mart 1929’da hukuken sona erdiler ancak 31 Temmuz 1922’de cikarilan Istiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri, 1949 yilina kadar yururlukte kaldi. Boylece Istiklal Mahkemeleri, tum Tek Partili donem boyunca, rejim muhaliflerinin korkulu ruyasi olmaya devam etti.

Kaynakca: Ergun Aybars, Istiklal Mahkemeleri, Cilt I-II, Dokuz Eylul Uni.Yayinlari, Izmir 1988; Avni Dogan, Kurtulus, Kurulus ve Sonrasi, Dunya Yayinlari, Istanbul 1964; Ahmet Sureyya Orgeevren, Seyh Sait isyani ve Sark Istiklal Mahkemesi: vesIkalar, olaylar, hatiralar (Yay. Haz. Osman Selim Kocahanoglu), Temel Yayinlari, Istanbul 2002; Kilic Ali, Istiklal mahkemesi hatiralari, Sel Yayinlari, Istanbul 1955; Esref Edip Fergan, Istiklal Mahkemelerinde, (Yay. Haz. Fahrettin Gun), Beyan Yayinlari, Istanbul 2002; Zekeriya Sertel, Hatirladiklarim, Gozlem Yayinlari, Istanbul 1977; A. Turan Alkan, Istiklal Mahkemeleri, Agac Yayincilik, Istanbul 1993.
 

www.TurkceKarakter.com
Bozuk gorunen Turkce harfleri duzelten site.

04 Nisan 2009 Cumartesi

Allah dermansız dert yaratmamış


> Mucize İlaç Zeytin
Çekirdeği
> Can Futacı
can.futaci@hotmail.com

 
> Arkadaşlar kendi hayatımda ve
yakınlarımın hayatında yaklaşık 5 yıldan
> beri denenmiş olan
> ve
hiç bir yan etkisi olmayan mucizevi bir tedavi yöntemini paylaşmak
>
istiyorum.
>
> Yıl 2003 te ben hemeroid ameliyatı için gün almış
ameliyat gününü
> beklerken o günlerin çabuk geçmesi ve bir an önce
çektiğim acılardan
> kurtulmak için günün 24 saatini dua ederek
geçiriyordum.
>
> Midemde gasrtrit,bağırsak tembelliğine bağlı
kabızlık ve buna bağlı
> olarakta hemeroid vardı ve bunlar çok ilerlemiş
bir durumda idi...
>
> Her ne yersem yiyeyim boğazıma kadar bir
yanma ve çok şiddetli
> sancılar çekiyordum...
>
> Bir gün
arkadaşlarımdan birisi ile kahvaltıda buluştuk ve o iştahla
> çeşitli
yiyecekleri yerken ben çay içerek her zaman olduğu gibi
> kahvaltıyı
geçiştirmeye çalışıyordum...
>
> Bu durumu görünce neden yemediğimi
sordu bende ona detayları ile
> çektiğim sıkıntıları anlatınca bana zeytin
çekirdeklerini çıkarmayıp
> yutmamı söyledi,önce şaka yaptığını sandım ama
onun çekirdeklerin hiç
> birini çıkarmayıp yuttuğunu görünce
inandım.
>
> Bende kahvaltıya başlayıp çekirdekleri yutmaya
başladım.
>
> Çok ilginçtir yıllardır sabah kahvaltılarını çay
içerek geçiştirdiğim
> halde boğazıma kadar yanmalar hissetmeme rağmen o
gün midemde yanma
> olmadı kahvaltıdan taklaşık yarım saat kadar sonra
midemden saf
> zeytinyağı kokusu geldiğini hissettim..
>
>
Arkadaşıma midede çekirdeğin erimeyeceğini zaten rahatsız olduğumu
>
söylediğimde bana mide özsuyunun zeytin çekirdeğini çok kısa bir
> sürede
parçalayarak saf zeytinyağına ve şifalı yağlara ulaşıldığını
> geriye
kalan posanın ise bağırsakları onarararak rahatlattığını
> dolayısı ile
kabızlığın ve hemeroidinde tedavi olduğunu yanı sıra
> damar sertliğinden
hazımsızlığa kadar bir çok derde şifa olduğunu
> söyledi..
>

> İlk önce bütün bunların hayal olduğunu düşünmeme rağmen bu konuda
şifa
> bulmak için katlandığım eziyetleri hatırlayınca bunun çok daha
kolay
> olduğunu düşünerek çekirdekleri yutmaya devama ettim ...
>

> ilk 15 günde midemdeki yanmalar ve gastritin yumuşadığını ve
yok
> olduğunu,hemeroidimin verdiği ızdırapların son bulduğunu
gördüm.Her
> geçen gün onlarca zeytin çekirdeğini yutarak sağlığıma biraz
daha
> kavuştum.Bu arada ameliyatımı iptal ettim ve halen bu mucizevi ve
hiç
> bir yan etkisi olmayan ilacı yutmaya devam ediyorum.3 aylık
bir
> sürenin sonunda cildimdeki matlığın yerini bir parlaklık ve
bütün
> ızdıraplarımın yerini bir mutluluk aldı.
>
>
Yaklaşık 6 seneden beri etrafımda bu dertlerden muzdarip olan onlarca
>
kişiye tavsiye ettim ve hiçö firesiz hepside şifa buldu,inanın benim 5
>
ve 11 yaşlarında iki oğlum var onlar bile yutarlar yedikleri
> zeytinlerin
çekirdeğini.
>
> Arkadaşlar sonsuz şifa kaynağı bir ilaç hiç bir
yan etkisi yok ben
> yıllardır taştan sert şeyleri bile eritiyorum ve hiç
bir sıkıntım
> kalmadı inanın migren ağrılarında bile çok mükemmel
sonuçlar veriyor.
> Yapmanız gereken şey yediğiniz tüm zeytinlerin
çekirdeklerini yutmak
> sayı sınırı yoktur.
> Yalnız zeytin
meyvesini çiğneyip çekirdeğini yutun zira meyveyi olduğu
> gibi yutarsanız
mide zeytinin dışındaki ince zarı eritemiyor ve olduğu
> gibi dışarı
atmaya çalışıyor.
> Ve size hiç bir yararı olmaz
>
> Meyve
bölümünü yedikten sonra kalan çekirdeğini yutacaksınız.
>
> Bana
sadece Allah razı olsun derseniz yeter biz onlarca insan bu olayı
> tüm
çevremize yayıyoruz her kes istifade etsin hem çok ucuz hem çok
> etkili
kalın sağlıcakla...
>
> Bu arada deneyip şifa bulanlar yorum
yazsınlar herkes faydalansın........
>

28 Aralık 2008 Pazar

Bu da Laik Mahalle Baskısı Araştırması

Linkteki yazida gercek olaylari okuyacaksiniz.

hiltoncu medyanin carpitmalarindan biraz farkli; sasirabilirsiniz..

ya da sasirmazsiniz, çünkü her gün bir benzerini siz yasiyorsunuzdur!

 
 
 

22 Aralık 2008 Pazartesi

TaHa 124-126

TaHa Suresi
Bismillahirrahmânirrahîm
124 - "Her kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yuz cevirirse mutlaka ona dar bir gecim vardır. Bir de onu kiyamet gununde kor olarak hasrederiz."
125 - O da şöyle der: "Rabbim! Dunyada goren bir kimse olduğum halde, nicin beni kor olarak hasrettin?"
126 - Allah "Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onlari unuttun. Ayni sekilde bugun de sen unutuluyorsun" der.
 

02 Aralık 2008 Salı

“Mossad’dan İran’a nükleer komplo” haberinden ne ders çıkaralım?

http://ogrendiklerim.wordpress.com/

26 Ekim 2008 Pazar

Kapandık ey halkım unutma bizi!

 

29 Eylül 2008 Pazartesi

Rus radyo spikeri, nasıl Müslüman oldu?


 
Rus radyo spikeri, nasıl Müslüman oldu? Rusya'da dini görevlerde hizmet yapan İmam Resul Cemalof, Müslüman olan Rus radyo spikeri Valentine Sofia'nın ilginç hayat öyküsünü anlattı


Moral FM'de İhsan Atasoy'un hazırlayıp sunduğu Nur Penceresi programına stüdyo misafiri olan, Rusya'da dini görevlerde resmi olarak hizmet yapan İmam Resul Cemalof, Müslüman olan Rus radyo spikeri Valentine Sofia'nın ilginç hayat öyküsünü anlattı.

Hapishanede tanıdığı risalelerden sonra Müslüman olan Rus Mafya babası eski adı ile Cinkole yeni adı ile Abdülkerim, aldığı İslami eğitimlerden sonra Rusya'da İslamiyet'i anlatmaya başlar.

BU arada Abdulkerim'in (Cinkole) tutuklu kaldığı hapishanenin müdürü de risale okumaya başlar. Hapishane müdürü, risaleleri kayda alıp mahkumlara dinletmek ister. Bu nedenle Abdulkerim ve arkaşları o bölgede yayın veren bir radyoya gider. Resul Cemalof buradan sonrasını şu sözlerle anlatıyor:

"Gittik radyonun müdürü ile görüştük. Müdür biz bunu para karşılığında yaparız dedi. 3.Kata çıkın orada kapı üzerinde şu adamın adı yazıyor dedi. O spikerin sesi güzeldi. Seslendirmeler yapıyordu. Gittik kapıyı vurduk açtılar, baktım böyle 65 yaşlarında bir bayan, kaba olarak ne lazımdı dedi bize. Biz kayıt yapacağız dedik hemen giriniz dedi. Yarın gelin başlayalım dediler. Dershaneden çıkmışız üzerimizde tabiat risalesi var. Ben dedim ki bunu vereyim hem bilsin ne okuyacağımızı hem de hizmet olur diye. Kitabı uzattım bayan dedi ki bu kitap İslamiyet'ten mi? Evet dedim bende Allah'ın varlığını ispat ediyor dedim. Kitabı eliyle itti. Bak ben Hıristiyan'ım ben kendi dinimi kabul etmiyorum, siz vereceksiniz ben İslamiyet'ten bir şey mi okuyacağım dedi. Biz de dışarı çıktık."

Ertesi gün randevu saatinde saat 9'da tekrar gidilir.

"Benim elimde kitap var, 23. sözü okuyacağız. 3 kişi de bizim tarafımızda oturmuş takip ediyorlar. Okumaya başladım, hemen masanın üzerinde stop yandı. Durdum, Sofia Hanım oradan bağırdı 'bu nasıl okuma ben bilseydim böyle okuduğunuzu size okutmazdım neyse devam edin' dedi. Sonra siz Müslümanlar şöylesiniz böylesiniz gibi hakaretli sözler söylediler. Dışarı çıktım Abdülkerim abiye dedim ki ya ben artık buraya okumaya gelmeyeceğim, İslamiyet'e hakaret ediyorlar böyle olur mu dedim. Abdülkerim (Cinkole) dedi ki; "Ya Resul, bak ne güzel hizmet gidiyoruz, şimdi biz neredeyiz, Hıristiyanlığın sembolü olan şehrin en yüksek yerindeyiz. Hıristiyanlığın hangi yerinde böyle hizmet var. Derslerimizi burada yapalım" dedi.

Ben de şevklendim, 'tamam yarın geliyoruz' dedim.

Ertesi gün geldik dünkünden daha çok sert davranmalar oldu. Bende dershanede geceleri okuyorum, tecrübe yapıyorum ki kayıtta güzel okuyayım İslamiyet'e karşı kötü sözler söylemesinler diye. İkinci gün de geçti. Üçüncü gün 20.Mektuba geldik. Mukaddime bölümüne başladık, onlarda da bende de kitap var. Okurken bir sözdeki vurguyu yanlış yaptım. Dedim şimdi orada stop yanacak, Sofia hanım da bağırmaya başlayacak. O da kızmak bağırmak için zaten bir bahane arıyor. Baktım ses yok, herhalde fazla önemli bir yanlış yapmadım dedim. Devam ettim, okurken bir yanlış daha yaptım. Dedim şimdi durduracak. Yine yanmadı. Okurken bilerek bir sözü atladım, baktım hala ses seda yok. Yanlışlar yapıyorum durduran yok. Sayfanın diğer tarafını çeviriyorum durduran yok. Durdum baktım kendilerine, herkes kitabı okuyor. Beni dinleyen yok.

Ben dedim ki "burada yanlışlar yapıyorum beni durdurmuyorsunuz."

Yine dinlemiyorlar beni, duymuyorlar, herhalde mikrofon bozuk dedim. Mikrofona vurdum, uyanır gibi oldular ne oldu dediler. 20 dakikadır okuyorum o kadar yanlışlar yaptım kimse durdurmadı. Tamam, sen yeniden başla dediler.

İlk defa İslamiyet'i böyle duyuyorlar. Rus olsun, Amerikan, Azeri, Hindistanlı olsun kim olursa olsun bunlara ihtiyacı var.

Bitirdik, ben çantamı alıp dışarı çıkacağım ve gideceğim. Baktım ki Sofia Hanım da iniyor. Stüdyonun kapısını açtı içeri girdi ve kapattı. "Bir dakika dur çıkma sana bir şey soracağım ama zannetme ki ben İslamiyet'e yakınlaşmışım" dedi. Ben de ciddi bir şekilde "buyurun" dedim. Dedi ki, "ben 25 senedir spikerlik yapıyorum. Radyodan çok kitap okudum, 1990'larda İncil serbest olunca istemeyerek İncil de okudum. Ama bende böyle bir şey olmadı şuana kadar. Ben eve gittiğim zaman, istirahat zamanında bu üç gündür okuduğunuz sözler bir türlü kafamdan çıkmıyor hep onları düşünüyorum" dedi.

Ben de kısa bir cevap olarak Kuran-ı Kerim Cenabı Hakkın kelamıdır, Risale-i Nur onun tefsiridir diye izah etmek istedim dinlemedi. Tamam, bu herkeste olabilir çık sen dedi. Tamam dedim çıktım.

5.gün geldik yine. Sofia Hanım yok. Okuduk ve bitirdik. Gelince Sofia hanım'a selam söylersiniz dedim.
Merak ettim, "Sofia Hanım nerede" diye sordum. Dediler bilmiyor musun? Hayır, bilmiyorum dedim. "İki gün önce radyoda program yaparken kendinden geçmiş, bayılmış, bir hastalığı var şuan hastanededir" dediler. Abdülkerim abimiz hemen atıldı, Resul hemen ziyarete gidelim dedi. Dersaneye geldik. Abdülkerim abi hastalar risalesini aldı; tuttu kolumdan gidiyoruz diye. Ben gelmek istemiyorum dedim ama zorla getirdi.

Abdülkerim abiye "başhekime gidip görüşsek hizmet etsek" dedim. Tamam dedi oradan da Sofia Hanım'ın yanına gideriz dedi.

Başhekimin kapısını çaldık 50 yaşlarında bir bayan kapıyı açtı. "Ne lazımdı size" dedi. Biz de hemen içeri girdiğimizden ne diyeceğimizi şaşırdık. Aklıma bant geldi. "Bizde bir bant var, bunu hastalara dinletseniz çok güzel olur" dedim.

Bu başhekimde yeni atanmış buraya ve hastalara bir klasik müzik dinletme düşüncesi varmış.

Aldı kaseti hemen dinledi. Fonda müzik giriyor ondan sonra 23. söz başlıyor. "Çok güzel müzik bu" dedi. Devamını da dinleyiniz dedim. "Bana tam bu lazımdı" dedi. Biz odadan çıktık bütün hastanede o bant çalıyor. Bütün hastalar hemşireler dinliyorlar.
Sofia Hanımın odası 302 numaralı oda. Odanın kapısı açık, ilerden gördük oturmuş yaslanmış kendi kaydettiği bandı dinliyor. İçeri girdik. Başını kaldırdı yüzümüze baktı, birden ağlamaya başladı. Taştan su çıkınca nasıl mucize olursa bunun ağlaması da bana öyle geldi. Önceki halini düşünerek "bu insan ağlar mı ya" dedim. Dedi ki "ben iki gündür buradayım. Evladım, kızım ve akrabalarım var kimse beni ziyarete gelmedi. Ben sizi kendime en uzak bulduğum hatta düşman olarak kabul ettiğim siz insanlar ziyaretime geldiniz."

Benle Abdülkerim abi şoktayız. Çünkü beklediğimizin tam tersi oldu. Hastalar risalesini masasına bıraktık, bir kelime bile demeden odadan çıktık. Dershaneye kadar konuşamadık. Ertesi gün sabah namazını kıldık ve bir telefon geldi. Gür sesli biri açtı telefonu "ben Sofia, sizi stüdyoya bekliyorum" dedi.

Kendisi sonradan bize anlattı; biz odadan çıkınca hastalar risalesini almış, tam altı defa kitabı bitirmiş. Hemşireler gelmişler bakmışlar ki bundaki hastalık 100'den 10'a inmiş. Beni bu kitap kurtardı demiş.

Stüdyoya gittik, kapıda bizi karşıladı ve odasına aldı. Çok nezaketli davranıyordu. Dedi ki "hakkınızı helal edin ben İslamiyet'i böyle bilmiyordum. Şimdi anlamaya başladım. Ben sizin için ne yapabilirim" dedi. Biz de dedik ki siz bu kitapları okuyunuz. "Ben bu kitabı okuyacağım ama sizin için ne yapabilirim" dedi. Biz zaten bunun için geldik dedim. Tamam dedi ben bu kitapları okuyacağım ama yalnız okumayacağım dedi. Bu kitapları radyodan her hafta okuyacağım, hatta seninle beraber okuruz dedi. Sonra Sofia hanımla program yapmaya başladık. Her hafta yarım saatlik bir program yapıyoruz. 15 dakika o 15 dakika ben okuyorum. Elhamdülillah böyle bir programa başladık.

Bir gün ben programa geç kaldım, içeri girdim 3.kata çıkmam lazım baktım ki Sofia hanım okumaya başlamış ama bu okuma daha farklıydı. Bunu dinleyen insan bu insan tam bir Müslüman der. İçeri girdim dediler ki nerde kaldın hemen stüdyoya in dediler. Bende kitabımı alıp indim. Kapıyı açıp içeri girince şok oldum. Baktım ki Sofia Hanım tesettürlü bir şekilde başörtülü oturmuş, okuyor.

Dedim ki Sofia Hanım çok değişmişsiniz. Dedi ki ben Sofia değilim dedi. Kabul ederseniz ben Meryem olmak istiyorum dedi. İhlâs, felak, nas ve kadir surelerini okudu bana, nasıl dedi. Dedim siz Müslümansınız. Dedi ki ben namazı da öğrendim.

Ondan sonra çok hizmet etti. Kaydettiği bantları başka radyo yerlerine gönderiyordu ve orada da okutuyordu. Elhamdülillah beraber 3 ay boyunca okuduk. Programın ismi de 'Nurdan Damlalar' idi. Ondan sonra Azerbaycan'a geldim ve bunları anlattım. Sofia Hanım'a telefon açtığımda kabul etmiyorlardı. Çok hastaymış, beyin kanseriymiş. 1 ay sonra da ziyaretine gittik, evdeymiş artık hastanede durmuyormuş.

Kardeşlerle abilerle ziyaretine gittik. İçeri girdik. Gözlerini açtı, risaleyi gösterdi ve oku dedi. İkinci Lema Eyüp a.s bahsini okudum. Bazen gidiyor bazen geliyor, kendinde değildi. Çıktık sonra ben çıkarken eliyle ses etti ve yaklaş dedi. Yaklaştım dedi ki "benim zamanım az kaldı sen cenaze namazımı kıldırırsın." Latife olsun diye hizmetimiz çok gitmek yok dedim. Çıktık 3 gün sonra telefon açtılar Sofia Hanım vefat etti diye. Kabristana gittik. Baktım ki kazıyorlar dedim ki kıble bu taraf değil. Papaz çağırdılar, "ben size izin versem bile buranın mimarlığı izin vermez" dedi. Hepsinin böyle paralel olması lazım dedi. Ben gideyim telefon açayım valiliğe derken Sofia Hanımın oğlu dedi ki nasıl biliyorsanız öyle yapın dedi. Çok şükür kabrini de biz kazdık, cenaze namazını da kıldırdık.

Sofia (Meryem) hanım, oğluna bir mektup vermiş bize verilmek üzere, bir de vasiyet. Vasiyetinde, 'Spikerler nurlardan okusunlar' demiş. Kabrinin nasıl olmasını istediğini de yazmış. Mezar taşına büyük harflerle Sofia küçük harflerle Meryem diye yazılsın. Üzerinde de "dünya fanidir ama biliniz ki ebediyet var" diye yazılmasını istemiş.


--
Hayri ÖZTURAN 0 533 6014416 Bursa

27 Temmuz 2008 Pazar

F. Gülen'i tasfiye hareketi

Mustafa OZCAN'in Gerçek Hayat dergisinde yazdigi makale.
 
Not : EM olarak kısaltılan parti lideri Erkan Mumcu olsa gerek.
 
 
EM rumuzuyla anılabilecek bir parti başkanı sağda solda yeni dönemde Erdoğan'ın geri çekileceğini ve yerine Fethullah Gülen'in sürüleceğini söylüyormuş. Sağda solda muhakemesizce Erdoğan yerine Gülen'in ikame edileceğini anlatıyormuş. Yedek atın yerine aslının ve asilinin sahaya sürüleceğini ileri sürüyormuş.. Bu söze aslında iltifat etmeyecektim lakin bu sözü ondan nakledilmeden  önce Almanya'dan bir dostumdan da dinlemiştim.. Hatta kestirmeden 'olmaz öyle şey' demiştim. Peki neden kestirmeden böyle olumsuz konuşmuştum.. Bunun nedenlerine girmeden önce Hocaefendi ile alakalı olarak üç gelişmeyi hatırlatarak mevzuya girmek niyetindeyim. Birincisi, Hocaefendi  dünya çapında yaşayan 100 entelektüel içinde birinci seçildi. İngiliz, Amerikan ve Türk basınında buna 'şike' nazarıyla bakanlar da var. Zira Hocaefendi ile ilgili her mevzuu çok yönlü manipülasyona açık.  Zaman'ın 'zorlama' tirajıyla mukayese ederek aynı yöntemin kullanıldığını savunanlar var. Hocaefendi ise meselenin büyütülmemesi gereken bir mesele olduğunu ve kendisi için çok bir anlam ifade etmediğini söyledi. Lakin Hoca'nın muhalifleri pek de öyle düşünmüyorlar. Sözgelimi, Hoca üzerine basa basa müçtehid olmadığını her vesile ile söylerken Prof. Faruk Beşer Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Fıkhını Anlamak başlıklı kitabında aksini iddia ediyor.  Hocaefendi için müçtehid ünvanını ve sıfatını sere serpe kullanıyor. Devrinde rakipleri veya ulema bu sıfatı Suyuti'den bile esirgedikleri hatırlanırsa ünvanın bolluğu herhalde kendiliğinden anlaşılır. Hâlbuki bizzat Elmalı Hamdi Yazır'ın beyanları üzerinden Hocaefendi böyle bir şeyi  kategorik olarak reddediyordu. Lakin Hocaefendi'ye müçtehidlik payesi veren Beşer'in kitabının cemaate yakın Ufuk Kitapları arasında çıkması da iki zıt yaklaşımın telifini zorlaştırıyor.

*

İkinci gelişme ise Türk Mahkemelerinin Hocaefendiyi beraat ettirmeleri ve aklamalarıydı. Bundan sonra Hocaefendi'nin dönüşü önünde bir engel kalmadığı ileri sürüldü. Hukuken öyle ama siyaseten öyle mi? Bir başka gelişme de Hocaefendi'nin müracaat ettiği Green Card ile alakalı olarak temyiz veya istinaf mahkemesinden gerekçeli bir red cevabı gelmesiydi. Hocaefendi'ye yakın ve 'yandaş' addedilen basın yayın organları bunu reddettilerse de Milliyet gibi gazeteler bilahare tekzip edilen habere geniş yer verdiler. Aslında kanaatime göre üç mesele de birbirinden kopuk değil. Hepsi de birbiriyle bağlantılı. Belki üç mesele arasında muvazaa var, Zira Hocaefendi'nin yaşayan en birinci entelektüel olması vasfı ile Amerikan Mahkemesi'nin red gerekçesi arasında görünmez bağlantılar var. Sanki Hoca'nın entelektüel yönününün ortaya çıkarılması, mahkemenin ret gerekçesini nakz ve iptal etmeye matuf gibi.  Zira tekzip edilen haberde Hocaefendi'nin bir eğitimciden ziyade bir manipülatör olduğu ileri sürülüyor. Siyasetle ve ticaretle ilgilendiği ve 25 milyar dolarlık bir para arzını kontrol ettiği iddia ediliyor. Kendisinin iddiasının hilafına bir entelektüel yönü olmadığı da iddialar arasında. Sanki bir dergi aracılığıyla yapılan değerlendirme ve seçimle birlikte Hocaefendi'nin dünyanın birinci entelektüeli olması keyfiyeti iddianameye görünmez bir cevap teşkil eder gibi. Belki kimbilir arada hiçbir ilinti veya bağ da olmayabilir. Bununla birlikte, Amerikan Mahkemesi gerçekten de bu yönde bir karar verdiyse ve Türk Mahkemelerinin ardından  alınan bu karar aslıda Can Ataklı gibilerin de yazdığı gibi Hocaefendi'yi dönüşe zorlamaktan başka bir gayeye matuf olmayabilir.

*

İşte bu noktada tartışmalar başka bir alana kaydı. Fethullah Gülen ikinci bir Humeyni  olarak ülkesine muzaffer bir şekilde devrim yaparak geri dönecek mi? Aslında, EM gibilerin tezi dolaylı da olsa bu anlama geliyor. Gerçekte tam tersi, Fethullah Gülen'e de Recep Tayip Erdoğan muamelesi çekiliyor. Hocaefendi'nin kanuni olarak önü açılarak Türkiye'ye gelmesi sağlanmaya çalışılıyor. Aslında bu itibarı için bir tuzak. Zira Hocaefendi'nin böyle siyasi olarak olgunlaşmamış bir dönemde Türkiye'ye dönmesi manipülasyona ve tahriklere açık bir durum olur. Zira ulusalcılar huzur vermeyeceklerdir. Bu durumda Hocaefendi iç kutuplaşmanın odağına yerleşecektir. Birileri gelişiyle birlikte Türkiye'nin ayranını kabartmaya ve gerilimi tırmandırmaya yelteneceklerdir.  Bundan dolayı ilk günden ibaren Humeyni gibi dönmek diye bir derdinin olmadığını ve farklı kişiler ve farklı kişilikler olduğunu söyledi. Önünde kanuni bir engel kalmadığı halde dönmemesi halinde de Hoca'ya  kulp takacaklardır. Her halükarda Hocaefendi muhkem bir tuzak ve kuşatma ile karşı karşıyadır. Dolayısıyla bırakın Hocaefendi'nin Humeyni gibi dönüşünü,  tam tersine tasfiyesi ve manevi olarak bitirilmesi gündemdedir.

 
Peki diğer itibarlar bir tarafa Hocaefendi, Humeyni gibi ülkesine dönmek istemez mi? Elbette her insan gibi belki bir şekilde arzulayabilir ama objektif sebepler nedeniyle varsa da bu arzusunu gerçekleştiremez. Her ne kadar kitlesi arasında tutkunca seviliyorsa da yine de Ayetullah Humeyni konumunu ihraz etmek için halledilmesi gereken meşruiyet sorunları var. Kısaca, sadece İran'ın yapısı değil Hocaefendi'nin yapısı da Humeyni'nin yapısından farklı. Humeyni'nin bir din adamı olarak Şiiler arasında  hiyerarşik otoritesi vardı. Onun ötesinde devrimini  velayet-i fakih doktrinine dayandırdı.  Veliyi fakih olarak da yeni yapının veya piramidin tepesine oturdu. Hocaefendi ise bu sistemden uzak. Böyle bir dönüş için olsa olsa tek bir seçenek var. O da Hocaefendi'nin mehdiyet iddiasıyla oraya çıkmasıdır. Aytunç Altındal ve bizim camiadan bir tarihçi onunla ilgili İslam dairesinde ve haricinde benzeri iddialar savurdular. Halbuki giderken bu misyon için yaşlı olduğu gibi dönerken daha da yaşlı hale gelecektir.  Sonra rejimi devirmek için takiyye yetmez. Takiyye, rejimi manipüle edebilir ama deviremez. Hâlbuki en azından söylem bazında Hocaefendi ve grubu rejimle barışık gözüküyorlar. Bundan dolayı Hocaefendi'den bir Humeyni çıkarmak isteyenler  bazı ulusalcılar gibi ya paranoyaklar ya da manipülatörlerdir. Bu olsa olsa şapkadan tavşan çıkarmaya benzer. Sonuçta Hocaefendi döner dönmesine ama bu ne laiklerin korktuğu ne de yandaşlarının beklediği tarzda olur. Ama Türkiye'de yapı değişmedikçe de döneceğini pek sanmıyorum. Erken dönerse de bu takdirde yapı karışır.   

 

Mustafa ÖZCAN

06 Temmuz 2008 Pazar

Koç müslüman/islam olan her şeye karşı

23 Haziran 2008 Pazartesi

müslümanlar neden güçsüz - 2

http://ogrendiklerim.wordpress.com/2008/06/22/muslumanlar-neden-gucsuz-2/

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

15 Haziran 2008 Pazar

Dünyanın İncisi - Endülüs uygarlığı

ilginize..

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

06 Haziran 2008 Cuma

hayirli cumalar


--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

31 Mayıs 2008 Cumartesi

Pakistan'daki Yetimhanemizin İnşaatı Bitti

 İyilik Her Zaman Yer Yerde

 

Pakistan'daki Yetimhanemizin İnşaatı Bitti

Pakistan 8 Ekim 2005'te meydana gelen 7.6 büyüklüğündeki depremde ailelerini kaybeden yetimler için bir yıl önce inşaatına başlanan yetimhane kompleksinin dış cephesi tamamlandı. Okul ve yurttan oluşan kompleksin araç ve gereçleri de tamamlanarak önümüzdeki eğitim sezonuna yetiştirilmesi hedefleniyor. Muzafferabat'a bağlı Rara bölgesi'nde inşa edilen okuldan 500 yetim faydalanacak.

 

Etiyopya'da 10 Su Kuyusu Açtık

İHH, yoksul Afrikalıların su sıkıntısına çözüm bulmak için su kuyuları açma çalışmalarına devam ediyor.  İHH, hayırseverlerin bağışlarıyla Etiyopya'da 10, Sierra Leone'de de 1 su kuyusu daha açtı. Bu kuyulardan toplam 16 bin 500 kişi istifade edecek. Bilindiği gibi Afrika dünyada su probleminin en yüksek oranda yaşandığı kıta. Her yıl binlerce insan susuzluktan veya kirli su içmekten kaynaklanan hastalıklardan hayatını kaybediyor.

 

880 Aileye Et Dağıtımı

Hayırseverlerin vakfımıza bağışladıkları adak ve akika kurbanlarının etleri mültecilere, öğrencilere ve ihtiyaç sahibi ailelere dağıtıldı. Ekiplerimiz İstanbul ve Yalova illerinde ikamet eden 300 Çeçen, 100 Doğu Türkistanlı, 100 Kerkük-Iraklı, 50 Ahıskalı aile ile 80 misafir öğrenci evi ve 250 yerli vatandaş olmak üzere toplam 880 aileye et dağıtımı gerçekleştirdi.

 

 

 

 

İHH İnsani Yardım Vakfı
Adres: Büyük Karaman cd. Taylasan sk. No:3 Pk. 34230 Fatih / İstanbul
Telefon: +90 212 6312121 Faks: +90 212 6217051  
Web:
www.ihh.org.tr   E-mail: info@ihh.org.tr

29 Mayıs 2008 Perşembe

hayirli cumalar

İmrân ifan Husayn (R) şöyle dedi:

Bir kimse:
— Yâ Rasûlallah! Cennet ehli, ateş ehlinden (ayırdedilip) tanınıyor mu? diye sordu.
Rasûlullah (S):
—  "Evet (ayırdedilip bilinir)" buyurdu.
O zât:
— Öyleyse (yânı cennetlik, cehenneml ik ezelde biliniyor sa) işleyip çalışanlar niye böyle amel edip duruyorla r? dedi.
Rasûlullah:
—  "Herkes niçin yaratılmışsa, onun için çalışır -yâhud: Kendisi için kolaylaştırılıp hazırlanan şey için çalışır-" buyurdu

 

Sahih-i BUHARİ, KİTÂBU'L-KADER

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Uludağ yürüyüşü ortak resimler

Selamlar,
 
18 Mayis'ta yaptigimiz yuryus resimlerini asagida bulabilirsiniz.

16 Mayıs 2008 Cuma

Hayirli cumalar

Ali imran 185.
 
Her canli olumu tadacaktir.
Ancak kiyamet gunu yaptiklarinizin karsiligi size tastamam verilecektir.
Kim cehennemden uzaklastirilip cennete sokulursa gercekten kurtulusa ermistir.
Dunya hayati, aldatici metadan baska bir sey degildir.

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

09 Mayıs 2008 Cuma

Hayirli Cumalar

Yasin Suresi
 

32. Onlarin hepsi de mutlaka toplanip (hesap icin) huzurumuza cikarilacaklardir.

33. Olu toprak onlar icin bir delildir. Biz onu diriltir ve ondan taneler cikaririz da onlardan yerler

34, 35. Meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmaliklar, uzum baglari var ettik ve iclerinde pinarlar fiskirttik. Bunlari onlarin elleri yapmis degildir. Hâlâ sukretmeyecekler mi?

36. Yerin bitirdigi seylerden, insanlarin kendilerinden ve (daha) bilemedikleri (nice) seylerden, butun ciftleri yaratanin sani yucedir.

37. Gece de onlar icin bir delildir. Gunduzu ondan cikaririz, bir de bakarsin karanlik icinde kalmislardir.

38. Gunes de kendi yorungesinde akip gitmektedir. Bu mutlak guc sahibi, hakkiyla bilen Allah'in takdiri(duzenlemesi)dir.

39. Ayin dolasimi icin de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, egrilmis kuru hurma dali gibi olur.

40. Ne gunes aya yetisebilir, ne de gece gunduzu gecebilir. Her biri bir yorungede yuzmektedir.

41. Onlarin soylarini dolu gemide tasimamiz da onlar icin bir delildir.

42. Biz onlar icin o gemi gibi binecekleri nice seyler yarattik.

43. Biz istesek onlari suda bogariz da kendileri icin ne imdat cagrisi yapan olur, ne de kurtarilirlar.

44. Ancak tarafimizdan bir rahmet olarak ve bir sureye kadar daha yasasinlar diye kurtarilirlar.

45. Onlara, "Onunuzde ve arkanizda olan seylerden (dunya ve ahirette goreceginiz azaplardan) sakinin ki size merhamet edilsin" denildiginde yuz cevirirler.

46. Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yuz ceviriyor olmasinlar.

47. Onlara, "Allah'in sizi riziklandirdigi seylerden Allah yolunda harcayin" denildigi zaman, inkar edenler iman edenlere, "Allah'in, dilemis olsa kendilerini doyurabilecegi kimselere mi yedirecegiz? Siz ancak apacik bir sapiklik icindesiniz" derler.

48. "Eger dogru soyleyenlerseniz bu tehdit ne zaman gelecek?" diyorlar.

49. Onlar ancak, cekisip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunc bir ses bekliyorlar.

50. Artik ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler ne de ailelerine donebilirler.

51. Sûra ufurulur. Bir de bakarsin kabirlerden cikmis Rablerine dogru akin akin gitmektedirler

52. Soyle derler: "Vay basimiza gelene! Kim bizi diriltip mezarimizdan cikardi? Bu, Rahman'in vaad ettigi seydir. Peygamberler dogru soylemisler."

53. Sadece korkunc bir ses olur. Bir de bakarsin hepsi birden toplanip huzurumuza cikarilmislardir.

54. O gun kimseye, hic mi hic zulmedilmez. Size ancak islemekte oldugunuz seylerin karsiligi verilir.

55. Suphesiz cennetlikler o gun nimetlerle mesguldurler, zevk surerler.

56. Onlar ve esleri golgelerde koltuklara yaslanmaktadirlar.

57. Onlar icin orada meyveler vardir. Onlar icin diledikleri her sey vardir.

58. Cok merhametli olan Rab'den bir soz olarak (kendilerine) "Selam" (vardir).

59. (Allah soyle der:) "Ey suclular! Ayrilin bu gun!"

60, 61. "Ey ademogullari! Ben size, seytana kulluk etmeyin. Cunku o sizin icin apacik bir dusmandir. Bana kulluk edin. Iste bu dosdogru yoldur, diye emretmedim mi?"

62. "Andolsun, o sizden pek cok nesli saptirmisti. Hic dusunmuyor muydunuz?"

63. "Iste bu, tehdit edildiginiz cehennemdir."

64. "Inkar ettiginizden dolayi bugun girin oraya!"

25 Nisan 2008 Cuma

Hayirli Cumalar

ALLAH DIYENE

Her sey, her sey su tek mujdede:
Yoktur olum, Allah diyene!
Canim kurban, basi secdede,
Iki buklum, Allah diyene!

Akil; kirik kanadi, hicin;
Derdi, gucu; nasil ve nicin...
Bagli, percin ustune percin,
Benim gonlum Allah diyene!

               N.F.Kisakurek
                   (Cile)
                    1972



--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

24 Nisan 2008 Perşembe

Babam Youtube'da

http://www.youtube.com/watch?v=M5WSqSJ_dcI

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

17 Nisan 2008 Perşembe

Hayırlı Cumalar


Kuran-i Kerim
Sure : 16
Ayet : 52
 
Goklerdeki her sey,
yerdeki her sey O'nundur.
Itaat de daima O'na olmalidir.
Oyle iken siz Allah'tan baskasindan mi korkuyorsunuz?
--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

27 Mart 2008 Perşembe

Hayirli Cumalar


Afuvv
Bagislayan , Affeden, magfiret eden

The Pardoner. He who pardons all who sincerely repent.

Umulur ki Allah bunlari affeder. Allah affedicidir, bagislayandir * Nisa 4:99
Bir iyiligi aciklar, yahut gizlerseniz veya bir kotulugu (aciklamayip) affederseniz suphesiz Allah da ziyadesiyle affedici ve kadirdir * Nisa 4:149
Iste boyle; her kim kendisine yapilan haksizliga benzeriyle karsilik verir, sonra aleyhine 'azginlik ve saldirida' bulunursa, Allah, mutlaka ona yardim eder. Suphesiz Allah, affedicidir, bagislayicidir * Hacc 22:60

Merhametli, daima affeden, gunâhlardan diledigini affedip suclari bagislayandir

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

15 Mart 2008 Cumartesi

Fwd: bulmamak sartiyla aramak


Bir dostum bana Borges'den okudugu bir hikayecigi anlatti da acaip derecede hosuma gitti. Hikaye de ana tema su; insanlara bir soru soruluyor ve sonra da dogru cevap yasaklaniyormus. Boylece ortaya dogru cevaptan baska yuzlerce sey cikiyor ve muhtemelen teorik olarak sonsuz sayida yanlis cevap olabilir bir seye.
 
Dostuma gore ki zannedersem Borges'e gore de oyle bu tastamam Bati dusuncesinin durumuna uyuyor. Soru soruluyor ama kat'i  bir sartla cevabi "Allah, vahiy, peygamber" olmayacak.
 
Bu yani zamanda Bati dusuncesinin sonucsuz cok cesitliligini de anlatiyor. Ortaya guzel bir takim felsefeler atiliyor ve bunlarin en babasi bir- birbucuk yy yasiyor. En babasi .... Ateist egzistansiyalizm icin filan bu sure cok daha kisa. Burada cevabi bulamamanin kasveti "cesitlilik, rengarenklilik, dusunce hareketleri vb" kisvesiyle saklaniyor. Ama intihar oranlari, tiryakilikler, yatistirici ilac turleri vb esas meselenin cevabin bulunmamis oldugunu sessizce ifade ediyor. Oylesine sessiz ve oylesine "hep orada" ki yalnizca duymaya niyetlenenler duyabiliyor.
 
Burada bir hakkimin teslim edilmesi lazim. O da 1-2 sene once pozitivizmi tamamlamamdi. Pozitivizm gercegi bulmamayi daha bastan garanti altina alan sonsuz bir arastirma surecine yol aciyordu. Goz kamastirici pek cok sey cikiyordu ortaya gercekten de. Ancak bu goz kamasmasi esas meselenin gozden kacmasina da sebep oluyordu. sessiz ve sabirli ama hep orada olan sey. Oylesine sessiz ki duymamayi kolyca becerebilirsiniz. Ve oylesine gercek ki onu gormemeyi erteleyebilirisiniz ama sonucta kacis yok.. Kacis asla yok. Gozardi edis var. Erteleme var. Kulaklari tikama var. Eylenip unutma var. Bir nefret ve korku tutumuyla kendini carpitip onu karalamak var .. Mesgalelerle hobilerle ,tiryakiliklerle kacis var filan. Ama ne yaparsiniz kacis yok.
 
Birileri korkuyo diye fırtınalar, derin denizler, uzayin ucsuz bucaksizligi da, yeralti magaralari yok mu oluyor?
 
pekiyi bundan daha kotu bir durum soyleyeyim mi? bati dusuncesinin bu huzursuz, zeki, incelikli ve yari-kor hareketinin sadece dis kismini gorup onlara inanan batili olmayanlar. Bu nedenle su soze katiliyorum; ben daha Turk karsiti Turk solculari, bilimistleri, feminist Araplar, ateist Bengladesliler kadar Batili hic bir Batili gormedim hayatimda. Bu gercekten boyle. Zira Batili kendisidir ve hayalleri, utopyalari, illuzyonlari vardir. Sonradan Batililar bunlari gercek zannederler. Batililari Batlililarin anlattigi gibi zannederler. En basit anlatimiyla batinin Bati edebiyatinda, sanat eserlerinde, ideallerinde, kitaplarinda oldugu gibi zannederler. Oysa bunlar Batilinin tam da olamadigi seydir. Olmaya calistigi ama olamadigi..
 
Selman Rustu'nun Louis Bunel'den aktardigi sozu -yaklasik olarak- hatirlatalim "hakikati arayana saygim sonsuzdur. Onu buldum diyeni ise cekip vurmak isterim"
 
Neyse uzatmayayim..
 
Muhabbetle
hazar


--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

13 Mart 2008 Perşembe

Hayirli Cumalar


IBADETLERIN TANIKLIGI - Mesnevi'den
Dista olan namaz, oruc ve sair ibadetler, icteki nura taniktir.

Bu namaz, oruc ve savas da inanisa taniktir.
Bu zekat, hediye, bu hasedi birakma da kendi sirrindan haber vermedir.

Ihsanda bulunmak doyurmak, konuk davet etmek, ey ulular, biz sizinleyiz, size dogru bir ozle inandik demektir.
Hediyeler armaganlar, sunulan seyler, ben seninleyim; seni seviyorum diye tanikliktan ibarettir.
Kimi bir mal veya afsun icin calisir, ugrasirsa bu ne demektir? Icimde bir gevherim var demektir;
Allah'dan cekinmemden, yahut comertligimden bir gevherim var ki bu zekatla oruc ikisine de sahittir.

Oruc der ki: Bu helalden cekindi, bil ki harama ulasmasina artik imkan yok.

Zekat der ki: Kendi malini bile veriyor, artik, kendisiyle ayni dinde ayni yolda olandan nasil calar?
 
Fakat bu isleri riya ve tezvirle yaparsa o iki tanik, Allah'nin adalet mahkemesine kabul edilmez.
 
Avci tane sacar ama acimasindan degil, avlanmak icin.
Kedi de oruc ayinda oruc tutar ama kendisini av avlamak icin uyur gosterir.
Bu egrilikten yuzlerce kavim, kotu sanilmistir. Bu kotu kisi, comert kisilerle oruc tutanlarin adini da kotuye cikarmistir.

Fakat Allah'nin lutuf ve ihsani, o egri islerle bulunmakla beraber nihayet onu, hepsinden de aritir.
Rahmeti o kotulugu asmis, ayin on dordune bile vermedigi isigi vermistir.

Allah onun calismasini bu kotulukle karismadan yikar; rahmeti, onu bu hatadan aritir.
Bu suretle de Allah'nin yarligayiciligi meydana cikar; bu migfer, kulun kelligini orter.
Yagmur pis seyleri aritmak icin gokten yagar.
 
MESNEVİ ŞERİF KİTAP-5


--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

21 Şubat 2008 Perşembe

Hayirli Cumalar

Ebu Hureyre'den (r.a.) bildirildigine gore:
 
Allah Resulu (a.s.): "Sizden hic kimseyi ameli kurtaramayacaktir" buyurdu.
Bir kimse: Ey Allah'in Resulu! Seni de mi? diye sordu.
Allah Resulu: "Evet beni de. Su kadar ki Allah'in beni kendinden bir rahmet ile ortmesi vardir. Lâkin sizler daima dogruyu isteyin," buyurdu.
 
Buhari+Muslim
Sahih-i Muslim'deki hadis numarasi: 5036
 
Selamlar,
Hayri

15 Şubat 2008 Cuma

Fwd: Filistin İçin Şifahen Değil Acilen Yardım!

Selamlar,
 
Filistin'deki kardeslerimizin yardima en muhtac oldugu zamanlardan biri.
Siz de yardim elini uzatanlardan biri olun gucunuz olcusunde.
adresinden kredi karti ile de online bagis yapilabiliyor.
--
Hayri ÖZTURAN
Bursa
---------- Forwarded message ----------
From: İHH İnsani Yardım Vakfı <duyuru@ihh.org.tr>
Date: 14 Feb 2008 22:32:45 +0200
Subject: Filistin İçin Şifahen Değil Acilen Yardım!
To: hayriozturan@gmail.com

 

"Filistin İçin Şifahen Değil Acilen Yardım!"

İHH İnsani Yardım Vakfı, İsrail ambargo ve ablukası altında zor günler yaşayan Gazze halkı için bir kampanya başlattı. "Filistin İçin Şifahen Değil Acilen Yardım" isimli kampanya, abluka ve işgal sebebiyle gıda, ilaç, yakıt ve elektrik gibi hayat damarları kesilen Gazzelilerin yaralarını sarmayı hedefliyor.

 Aylardır devam eden İsrail ambargo ve ablukası Gazzeli çocukları, yaşlıları ve kadınları ölüme götürüyor. Mısır ile aralarındaki sınır duvarını delerek, dertlerine derman arayan Gazzeliler, sınır kapılarının kapatılmasıyla yine kendi hallerine terk edildiler.

İHH İnsani Yardım Vakfı İsrail zulmü altında zor günler yaşayan Gazze halkı için bir kampanya başlattı. "Filistin İçin Şifahen Değil Acilen Yardım" isimli kampanya, abluka ve işgal sebebiyle gıda, ilaç ve yakıtları tükenen, elektrikleri kesilen Gazzelilerin yaralarını sarmayı hedefliyor.

Hayırseverlerin yaptıkları bağışlarla gıda, ilaç, yakıt vb. şeyler alınarak bölgeye ulaştırılacak. İsrail ablukası altında büyük sıkıntılar yaşayan Gazzelilerin bir nebze de olsa yaraları sarılacak.

İsrail saldırılarını artırdı, Mısır sınır kapısını kapattı

Bu arada Gazze'den Mısır'a giriş çıkışlara son verildi. Mısır'ın sınır kapılarını kapatması sebebiyle Gazzeliler, yeniden ihtiyaçlarını alamayacak noktaya geldi. Sınır kapısının kapatılması sebebiyle Gazzeliler, yine ellerinde olanla yetinmek zorunda kalacak. Mısır'dan alınan malların geçici bir süre için ihtiyaçları karşılayacağı ifade ediliyor. Zaten kötü olan insani durumun sınır kapısının kapatılmasıyla daha kötü bir duruma geleceği bildiriliyor.

Bu olumsuz gelişmenin yanı sıra İsrail'in casus uçaklarıyla bölgeye bomba yağdırması da Gazzelilerin sadece açlık, susuzluk ve ilaçsızlık gibi sorunlarla uğraşmadığını aynı zamanda İsrail saldırılarından da etkilendiğini gösteriyor.

 

İHH İnsani Yardım Vakfı
Adres: Büyük Karaman cd. Taylasan sk. No:3 Pk. 34230 Fatih / İstanbul
Telefon: +90 212 6312121 Faks: +90 212 6217051  
Web:
www.ihh.org.tr   E-mail: info@ihh.org.tr



01 Şubat 2008 Cuma

Hayirli cumalar..

Comertlik ve sadaka vermek
Esmâ b. Ebî Bekr'den  rivayet edilmistir :
 
Bana Peygamber (salla`llâhu aleyhi ve sellem) soyle buyurdu:
(Ey Esmâ) Kesenin agzini bogma, Allah da senin nasibini kisar.
 
Bir rivâyette:
Malini sayip zaptetme, Allah da sana nimetlerini sayip esirger.
 
Bir rivâyette de:
Sakin comlekte para saklama! Sonra Allah da senden saklar.
(Ey Esmâ`!) Gucun yettigi kadar, az olsa da sadaka ver.

Buhari HadisNo : 708

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

24 Ocak 2008 Perşembe

Hayirli cumalar

Kendini azarlar gibi baskalarini azarla,
kendini affeder gibi baskalarini affet.
 
-Japon atasozu-

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

17 Ocak 2008 Perşembe

Hayirli Cumalar

Al-i Imran Suresi
 
Ayet 104 :  Sizden, hayra cagiran, iyiligi emreden ve kotulukten men eden bir topluluk bulunsun. Iste kurtulusa erenler onlardir.
 
Selamlar,
Hayri

06 Ocak 2008 Pazar

İnsan ölürken ne hisseder?


http://galeri.internethaber.com/gallery.php?id=216
--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

05 Ocak 2008 Cumartesi

NBC: WHY 20,000 Americans convert to Islam annually?

 

03 Ocak 2008 Perşembe

Hayirli Cumalar

Size kim/ne yön veriyor?

 

Selamlar.

 

Sorular, bazen cevap verilmesi cok zor olabiliyor.

Bazen de cevap vermek bile istemiyorum.

Bazen duymazliktan geliyorum. Cunku isime gelmiyor, canim istemiyor.

 

Bazi sorular var ki, ne kadar ihmal etsem, ertelesem, gormezlikten gelsem; o kadar pesimi kovaliyor.

 

Bir tanesi de bu : Bana yon veren ne? Kim? Neden bazi seylerin pesinde kosuyorum da; bazilariyla hic ilgilenmiyorum?

 

Aslinda ne kadar isterdim arkadaslarimla oturup konusmayi. Nedense bir araya geldigimizde konustugumuz siyaset, is, cep telefonu/bilgisayar ya da araba muhabbeti.

 

Hayata dair konulari hep iskaliyor muyuz ne?

 

Herkes soz birligi edip gizli bir anlasma mi yapmis hayatina nasil ve neden boyle sekil verdigine?

 

Modern insanin her seyle ilgili bir filtresi/standardi var ama kendi hayatiyla ilgili yok!

Sunlara ilke diyebilir misiniz?

 

- iyi bir universiteyi kazanmak

- kalburustu bir is(statu+maas) sahibi olmak

- benzer sartlara sahir biriyle evlilik

- ev+araba+ikinci ev+ikinci araba ...

- cocuklar koleje (ayni donguye girsinler diye)

- kasko, saglik sigortasi, emeklilik siigortasi (neden bu kadar cok sigorta?!! Bunlari kaybetmekten bu kadar mi cok korkuyoruz? Olmazsa olmazlarimiz bunlar mi?)

 

Listeye daha cok madde ekleyebilirim. Benim kafamin icine girmis "sozde" hedefler bunlar.

 

Sizinkiler neler?

 

Nereye gidiyoruz?

Nereye gidiyorsak hep beraber gidiyoruz.

 

Evet, toplumumuzda eksik olan birseyler vardi. Birey olmayi ogrenmemiz oldukca sancili oldu. Tam ogrendik mi, bilmiyorum.

 

Ama sanki yine kantarin topuzunu kacirdik : Artik herkes kendi kabugunda, kendisine calisiyor, kendi bildigini okuyor.

 

Bu yaziyi yazarken bile gonderecegim insanlarin rahatsiz olmasindan cekiniyorum, "ne dusunurler acaba?" diye endiseleniyorum, yine de "iyi olacagi" duygusu agir basiyor, sorulari yaymaya calisiyorum.

 

Merak ediyorum :

Hayatlarimiza nasil yon veriyoruz?

Hayatimiza kim yon veriyor?

Ya da hayatimizin bir yonu var mi?

Akintiya mi kapildik?

Yolun sonu neresi?
 

Bilen var mi? 

Yon veren siz misiniz, baskalari mi?

Kim olmasi gerekiyor?



--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

16 Aralık 2007 Pazar

Nasreddin hoca ile Noel baba

http://www.youtube.com/watch?v=ENmuHZ0MmLc

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

07 Aralık 2007 Cuma

Hayirli Cumalar / Blessed Friday


Ali Imran 133-136
 
Rabbinizin affina mazhar olmak ve Allaha karsi sorumluluk bilinci duyanlar icin hazirlanmis gokler ve yer kadar genis bir cennete ulasmak icin birbirinizle yarisin.
 
Onlar ki hem bolluk hemde darlik zamanlarinda Allah yolunda harcarlar, ofkelerini kontrol altinda tutarlar ve insanlari affederler, cunku Allah iyilik yapanlari sever;
 
Ve onlar kotu bir is yaptiklari veya kendi kendilerine bir zulum isledikler zaman, Allahi anar ve gunahlarinin affi icin yalvarirlar, zaten Allahtan baska kim gunahlarir affedebilir? Ve her ne zulum islemislerse onda bilerek israr etmezler.
 
Iste bunlar, mukafat olarak Rablerinden bagislanma ve mesken olarak icinden irmaklar akan hasbahceler bulacaklar; gayret gosterenler icin ne guzel bir mukafat!
 
133- Be quick in the race for forgiveness from your Lord, and for a Garden whose width is that (of the whole) of the heavens and of earth, prepared for the righteous-
134- Those who spend (freely), whether in prosperity, or in adversity; who restrain anger, and pardon (all) men; for Allah loves those who do good;
135- And those who, having done something to be ashamed of, or wronged their own souls, and ask for forgiveness for their sins, and who can forgive sins except Allah? and are never obstinate in persisting knowingly in (the wrong) they have done
136- For such the reward is forgiveness from their Lord, and Gardens with rivers flowing underneath- an eternal dwelling: how excellent a recompense for those who work (and strive)!

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa
 

04 Aralık 2007 Salı

Turkce Zenginlesiyor-Yeni Sozcukler

 
Çayyaş

Sabahtan akşama kadar çay içen bağımlı kimse.

Türkler kahveden çok çayı severler.

 

Dekılte

Görgüsüz, kıro erkeğin ipek gömleğinin önünü derin açarak sergilediği kıllı ve altın kolyeli göğsü. Nedense bazı kadınlar erkekte kıllı göğsü seksi bulurlar.

 

Hiç çamaşırı

Varlığı ile yokluğu belli olmayan kadın iç çamaşırı.

 

Duşünür

Duş alırken gelen ilhamla ülke sorunları, hayatın anlamı veya benzer derin konulara kafa yoran ve özgün fikirler üreten entelektüel ve temiz kimse.

 

Cinekolog

'Kızım, senin içine cin girmiş' diyerek kadınların oralarını buralarını elleyen, cinsel tacizde bulunan hoca, üfürükçü,

 

Kankamatik

Yolsuz kaldığınızda borç para aldığınız yakın arkadaş.

 

Efemdi

Davranışları ve sözleri kadınsı olacak kadar nazik, yumuşak ve ince erkek.

 

İçerdöver

Her akşam bir yerde içip, eve zil zurna sarhoş gelip karısını, çocuğunu döven hayırsız koca, kötü baba, zayıf karakter.

 

Sinirbaz

Nasıl olduğunu anlayamadığınız ve çözemediğiniz bir şekilde, sizi her defasında sinirlendirebilen özel kimse.

 

Hafızapping

Bir şeyi hatırlamaya çalışırken hafızanızda attığınız hızlı tur.

 

Lafıza kaybı

Söyleyeceğiniz sözü unutmanız.

 

Keldiven

Saçı olmayan erkeklerin, kafalarını soğuk hava, yağmur gibi dış etkilerden korumak için kullandıkları şapka, peruk gibi gereçler.

 

Markalemun

Saç şeklini ve rengini üzerindeki marka giysiye göre değiştiren, dış görünüşüne aşırı önem veren boş ve sığ insan.

 

Jeloğlan

Saçlarına bir kutu jöle sürmeden asla insan içine çıkmayan, görünüşüne fazlasıyla düşkün genç erkek. Derler ki uzun süreli jel kullananlar sonunda 'jeltoş' olurlarmış.

 

Tö be or not tö be…

Uzun yıllar yasadışı faaliyetlerle uğraşan kulağı kesik şahsın hapisten çıktıktan sonra, aynı pis işlere bulaşmakla sakin ve namuslu bir hayat yaşamak arasında yapması gereken zor seçim.

 

Keşportacı

Sokağa tezgâh açmış uyuşturucu satıcısı.

 

Shopşal Şenformasyon

İyi, müjdeli haber.

 

Tükürükçe

Konuşurken ağızlarından çok fazla tükürük saçan kişilerin ana lisanı.

 

Zırvana

Aptallığın en aşmış noktası. Zırvanın zirvesi ve nirvanası. Salaklığın ulaşılabilecek en üst seviyesi.

 

Tembesil

Çok zeki olmamasının dezavantajını çok çalışarak kapatacağına, bütün gün yan gelip yatan tembel ve akılsız öğrenci, kimse.

 

Tıntınager

13-19 yaşlarında boş ve cahil genç.

 

Notlakçı

Üniversitede derslere girmeyen, sınavlara başkalarının notlarından fotokopi çekerek hazırlanan beleşçi ve hayta öğrenci.

 

Kampusırık

İş hayatından korktuğu için bütün eğitimi boyunca kampüsün içinde saklanan, bu nedenle de şirketleri ve iş ortamını tanıma fırsatını kaçıran üniversite öğrencisi.

01 Aralık 2007 Cumartesi

An Ex-Christian's aspect to Islam

http://www.youtube.com/watch?v=N48Ymna9q8k

24 Kasım 2007 Cumartesi

İHH - Kurban yoksula derman yeryuzune bayram olsun




22 Kasım 2007 Perşembe

Hayirli Cumalar

Enes b. Malik'in (r.a.) naklettigine gore:
 
Muaz b. Cebel binek uzerinde Hz. Peygamber'in arkasinda iken Peygamber (a.s.) ona: "Ey Muaz!" diye nida etti.
Muaz: "Buyur ey Allah'in Resulu! Hazirim," dedi.
Peygamber yine: "Ey Muaz!" buyurdu.
Muaz: "Buyur! Ey Allah'in Resulu hazirim," dedi.
Hz. Peygamber tekrar: "Ey Muaz!" buyurdu.
Muaz: "Buyur! Ey Allah'in Resulu, hazirim," dedi.
Allah Resulu: "Allah'tan baska ilah olmadigina ve Muhammed'in onun kulu ve elcisi olduguna sahadet eden her kula Allah kesin olarak atesi haram kilmistir" buyurdu.
Muaz: "Ey Allah'in Resulu bunu insanlara haber vereyim mi ki sevinsinler?" dedi.
Allah Resulu: "O takdirde (bu guvenceye) guvenerek tembellik ederler (de amel yapmazlar) " buyurdu.
 
Buhari+Müslim

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa
 

16 Kasım 2007 Cuma

Hayirli Cumalar

KARACAAHMET

Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!

Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?

Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...

Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.

Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.

Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.

Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,

Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...

Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?

Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,

Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.

Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.

Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.

Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!

NECİP FAZIL KISAKÜREK



--
Hayri ÖZTURAN
Bursa
http://ogrenemediklerim.blogspot.com/

03 Kasım 2007 Cumartesi

"Sahibi Leyla ZANA" muhabbetini sadece Şaypa için yapmamışlar

LC Waikiki'ye büyük iftira
03 Kasım 2007 Cumartesi 11:10
Böylesi günleri bile fırsat olarak kullanıyorlar. Bir iftira atıldı LCW'ye.
Terör ortamını fırsat bilenler bazı kurumların itibarını sarsmak için interneti kötü emellerine alet etmekten çekinmiyor.

LC Waikiki firması yazılı bir açıklama yaparak hakkında iftira e-mailleri yayanlar hakkında yasal işlem başlattı.

LC Waikiki (LCW) markasının Leyla Zana'ya satıldığı ve boykot edilmesi yolunda çirkin mailler internette yayıldı. Mailller öylesine yayıldı ki iş çığrından çıktı ve firmaya zarar vermeye başladı..

Firma http://www.lcwaikiki.com/index.php/tr internet sitesinde kamuoyuna duyuru yaptı. İftira içerikli mailleri yayanlar hakkında yasal işlem başlatıldığını açıklayan Tema Holding imzalı duyuruda şunlar belirtildi:

Son günlerde internette dolaşan bazı e-postalarda ve mesaj programlarında LC Waikiki markasını satıldığı yönünde bir iddia yer almaktadır.

"Şirketimizin itibarını sarsmaya ve başarısını gölgelemeye yönelik bu iddianın asılsız olduğunu, yayınlayan ve dağıtanlar hakkında yasal işlem başlatıldığını kamuoyuna duyuruyoruz"

Firnma ayrıca siteye LCW hakkında tanıtım videosu koydu..

Vergide 56. sırada
Kurumlar Vergisi'nde Türkiye 56'ncısı, İstanbul'da ise ilk 20'nin içinde. Tema Holding'in ortaklarından Vahap Küçük geçtiğimiz Ramazan Bayramı'nda 70 bin çocuğu tepeden tırnağa giydirdi.

9 bin kişiyi istihdam ediyor
Malatya'da, Safranbolu'da, Adapazarı'nda, İstanbul'da, Çerkezköy'de, Mısır ve Bangladeş'teki fabrikalarında 9 bin kişiyi istihdam ediyor ve yılda 130 milyon dolarlık ihracat yapıyor.

Fransızlardan satın alındı
Vahap Küçük Fransızlar'dan 1997 yılında satın aldı. Bir Türk işadamı tarafından satın alınan tek Fransız markası LC Waikiki.

Timbirland, Marks and Spencer ve Top Shop gibi markalara üretim de yapan Tema Grubu 2007 yılı perakende cirosunu 500 milyon dolar, toplam cirosu da 700 milyon dolar. Grubun Türkiye genelinde toplam 180 mağazası bulunuyor.

13 Ekim 2007 Cumartesi

M.Kemal istismari-mizah



11 Ekim 2007 Perşembe

Hayirli cumalar ve ramazanlar

"OMRU RAMAZAN OLANIN AHIRETI BAYRAM OLUR" 
 
RAMAZAN BAYRAMINIZ MUBAREK OLSUN.
 

05 Ekim 2007 Cuma

Hayırlı Cumalar

BAKARA Suresi
 
Bismillahirrahmanirrahim
 
275. Faiz yiyenler, ancak seytanin carptigi kimsenin kalktigi gibi kalkarlar. Bu, onlarin, "Alis veris de faiz gibidir" demelerinden dolayidir. Oysa Allah alisverisi helal, faizi haram kilmistir. Bundan boyle kime Rabbinden bir ogut gelir de (o ogute uyarak) faizden vazgecerse, artik onceden aldigi onun olur. Durumu da Allah'a kalmistir. (Allah onu affeder.) Kim tekrar (faize) donerse, iste onlar cehennemliklerdir. Orada ebedi kalacaklardir.     
 
276. Allah, faiz malini mahveder, sadakalari ise artirir (bereketlendirir). Allah hicbir gunahkâr nankoru sevmez.     
 
277. Suphesiz iman edip salih ameller isleyen, namazi dosdogru kilan ve zekati verenlerin mukafatlari Rableri katindadir. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardir.     
 
278. Ey iman edenler! Allah'a karsi gelmekten sakinin ve eger gercekten iman etmis kimselerseniz, faizden geriye kalani birakin.     
 
279. Eger boyle yapmazsaniz, Allah ve Rasûluyle savasa girdiginizi bilin. Eger tovbe edecek olursaniz, ana paralariniz sizindir. Boylece siz ne baskalarina haksizlik etmis olursunuz, ne de baskalari size haksizlik etmis olur.     
 
280. Eger borclu darlik icindeyse ona eli genisleyinceye kadar muhlet verin. Eger bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bagislamaniz, sizin icin daha hayirlidir.     
 
281. Oyle bir gunden sakinin ki, o gun hepiniz Allah'a dondurulup goturuleceksiniz. Sonra herkese kazandigi amellerin karsiligi verilecek ve onlara asla haksizlik yapilmayacaktir.  

21 Eylül 2007 Cuma

Oruçlunun mükâfâtlari

(Esad Coşan'dan-Allah rahmet eylesin.18 Aralik 1998 Avustralya)
Hazret-i Aise-i Siddîka validemizden Ibn-i Abdülber, Dâra Kutnî ve Mevâhib-i Ledünniye sahibi rivayet etmis bu hadis-i serifi. Uzunca bir hadis-i serif ama hosunuza gidecegine kànîyim. Müjdeleri duyunca sevineceksiniz, aziz ve sevgili dinleyiciler ve izleyiciler!.. Peygamber SAS bu hadis-i serifte buyuruyor ki:
RE. 386/3 (Mâ min abdin asbaha sàimen illâ fütihat lehû ebvâbüs-semâ', ve sebbehat a'dàühû, vestagfera lehû ehlüs-semâid-dünyâ ilâ en tevârâ bil-hicâb. Fein sallâ rek'aten ev rek'ateyni edàet lehüs-semâvâtü nûrâ, ve kulne ezvâcühû minel-hùril-în: Allàhümmakbidhu ileynâ fekadistaknâ ilâ rü'yetihî. Ve in hellele ev sebbeha ev kebbera telkàhu seb'ûne elfe melekin yektübûne sevâbehâ ilâ en tevârâ bil-hicâb.) Sadaka rasûlüllàh. Oruçlunun her seyinin ne kadar kiymetli oldugunu, ibadetlerinin ne kadar sevapli oldugunu gösteren bir hadis-i serif. Simdi cümle cümle size açiklamasini söyleyeyim: (Mâ min abdin asbaha sàimen) "Hiç bir kul yoktur ki, sabahleyin oruçluyken kalkmis olsun da su mükâfâtlari almis olmasin." Yâni oruçlu olarak sabahlayan bir insana, su mükâfâtlar Allah tarafindan veriliyor. Nedir o mükâfâtlar?..
1. (Illâ fütihat lehû ebvâbes-semâ') "Semâvâtin kapilari ona açilir." Tabii bunun ne demek oldugunu baska sohbetlerimde zaman zaman açikliyorum, belki duymayan kardeslerim vardir. Mi'racda da Peygamber Efendimiz karsilasti. Kur'an-i Kerim'de de geçiyor, semânin kapilari var, her semânin kapisi var. Bir semâdan öteki semâya dualar, ibadetler, insanlar vs. varliklar öyle paldir küldür geçemiyorlar. Semânin vazifeli melegi soruyor: "-Sen kimsin, neyin nesisin?.." diyor. Bazisina müsaade ediyor, bazisina etmiyor. Meselâ riyâkâr bir kul bir namaz kilsa, melekler sevaplarini aliyorlar, Allah'a götürecekler. Semânin kapisina gelince, görevli melek diyor ki: "-Durun bakalim, ne götürüyorsunuz?.." "-Iste falanca kul namaz kildi da, onun sevabini dergâh-i izzete götürüyoruz." "-Götürün geriye, bu kildigi namazi o riyâkâr herifin yüzüne patlatin, kafasina çalin! Bana Allah emretti, riyâkârin amelini buradan öteye geçirmem. Onun için bosuna ugrasmayin, dönün geriye!" diyor. Oruçlunun ilk mükâfatlarindan birisi ne oluyor; bir kere semânin kapilari ona açiliyor. Yâni gümrük yok, teftis yok, engelleme yok... Semânin kapilarindan öteye, tâ Cenâb-i Mevlâ'nin dergâhina kadar ibadetler gidecek, sevaplar gidecek, dualar gidecek, niyazlar gidecek... Çok güzel! Yâni serbestlik var, bir büyük kolaylik var.
2. (Ve sebbehat a'dàühû) "Oruç tutanin bütün a'zâsi, eli, ayagi, hücreleri, iç uzuvlari, her seyi tesbih eder." E tabii onlarin da sevabi, onlarin sahibi olan kisiye geliyor. Sonuç itibariyle bütün vücudunun hücreleriyle, zerreleriyle, a'zâsiyla tesbih eder. Mübarek bir insan oldugundan mükâfâti çok oluyor.
3. (Vestagfera lehû ehlüs-semâid-dünyâ) "En yakin semânin ehli onun için istigfar eder. 'Yâ Rabbi, bu oruçlu kulunu magfiret eyle!' diye, su bizim en yakin semâda bulunan melekler, mübarek varliklar; yâni dünya ehlinin halini bilen, onlari takib eden sayisiz melekler ona istigfar eder. Allah'tan affedilmesini taleb ediverir." Ne zamana kadar?.. (Ilâ en tevârâ bil-hicâb) "Perde ile perdelenip öbür tarafa gidinceye kadar." Bu ne demek?.. Allahu a'lem, günes batincaya kadar demek... Yâni oruç bitinceye kadar, aksama kadar mânâsina gelebilir.
4. (Fein sallâ rek'aten ev rek'ateyn) "Bir rekât, iki rekât bir namaz kilarsa; (edàet lehüs-semâvâtü nûrâ) kildigi namazdan dolayi semâlar onun için nur saçar. Yâni nur dolar, nurla aydinlanir. (Kulne ezvâcühû minel-hùril-în) Cennetteki hùril-înden olan zevceleri baslarlar duaya: (Allàhümmakbidhu ileynâ) 'Yâ Rabbi, bu efendimize biz çabuk kavusalim! Onu bize çarçabuk kavustur. (Fekadistaknâ ilâ rü'yetihî) Cemâlini görmeye müstâkiz, muhabbetimiz ziyade oldu.' diye dualar ederler." Bu da cenneteki hùrilerin kendisi için duasi demek oluyor. O da güzel bir sey...
5. (Ve in hellele ev sebbeha ev kebbera) "Eger bu oruçlu kimse Lâ ilâhe illallah derse, tesbih çeker, Sübhànallah derse; veyahut tekbir getirir, Allàhu ekber derse; (telkàhu seb'ûne elfe melek) onun bu Lâ ilâhe illallah'ini, Sübhànallah'ini, Allàhu ekber'ini yetmisbin melek karsilar." (Yektübûne sevâbehâ ilâ en tevârâ bil-hicâb.) Tekrar ayni tabir geldi. Perde ile örtünüp saklanincaya kadar, yâni günes ufuktan batincaya kadar mânâsina olmali, Allahu a'lem. Yâni aksama kadar yetmisbin melek onun Lâ ilâhe illallah'ini, Sübhànallah'ini, Allàhu ekber'ini yaza yaza devam ederler mânâsina...

http://www.enfal.de/oruc3.htm

17 Eylül 2007 Pazartesi

Zemzem suyunun sırrı ne?


 
Zemzem suyunun sırrı ne?
17 Eylül 2007 Pazartesi 12:08
Dünya Sağlık Örgütü en sağlıklı su ilan etti. Yıllardır kurumuyor. Araştırmacılar şaşkın...

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) raporlarına göre dünyanın en sağlıklı sularından olan zemzem suyunun esrarı, günümüz teknolojisindeki tüm araştırmalara rağmen çözülemiyor.

Kaynağı bulunamayan suyun denizden 80 kilometre uzakta olmasına ve çevresinde başka hiçbir kuyu olmamasına rağmen yıllardır kurumaması, araştırmacıları şaşkına çeviriyor.

Sadece 1.5 metre derinliğindeki kuyudan hac mevsiminde milyonlarca hacı tüm su ihtiyacını karşılarken, su seviyesinde de hiçbir azalma olmuyor. İçenin açlığını ve susuzluğunu gideren suyun esrarı bilim adamları tarafından inceleniyor.

Avrupa'da laboratuarlarda yapılan araştırmalarda, zemzem suyunun çok az kükürt içerdiği tespit edildi. Amerika'da yapılan test sonuçlarına göre ise zemzem, içinde mikroorganizma ve bakteri bulunmayan tek su olma özelliği taşıyor.

WHO tarafından da zemzem, dünyanın en içilebilir ve sağlıklı sularından biri olarak açıkladı. Fakat diğer sulara göre çok daha besleyici ve mineral barındıran suyun kaynağı ise halen araştırma konusu.

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=104437

15 Eylül 2007 Cumartesi

Ramazan'da erzak yardımı

 

İHH, Ramazan'da 60 ülkede

 750 bin Müslüman' la Ramazan'ı hep birlikte idrak etmek, hüznü ve sevinci paylaşmak hedefimiz. Tam 60 ülkede ve ülkemizin 50 şehrinde bir bütünün parçaları olduğumuzu, iftarlarımızla, kumanyalarımızla, yetim çocuklarımızın, yoksul ve kimsesizlerimizin, muhacir kamplarındaki eli öpülesi ihtiyarlarımızın sofralarında bulunarak göstereceğiz.

Yeniden Ramazan ayını kucaklarken Rabbimize nihayetsiz şükürlerimizi iletiyoruz. 11 ayın sultanı Ramazan'a erişmek, Rabbimizin fazlından sınırsızca sunduğu rahmet ve bereket ayını en güzel bir biçimde idrak etmek isteği tüm İslam dünyasını sarıp kuşatıyor.
Devamı...

Sıkca Sorulan Sorular

Orucun faydaları nelerdir?
• Oruç ahlakımızı güzelleştirir.
• Yoksullara karşı şefkatli ve merhametli olmayı öğretir.
• İnsana nimetlerin değerini öğretir.
• İnsanın sağlıklı olmasını sağlar.
Ramazan orucuna ne zaman niyet edilir?
Önceki günün iftar vaktinden o gün öğleden önceye kadar niyet edilebilir...
Devamı

--
Hayri ÖZTURAN
Bursa

A Quick Checklist of Ramadan

 A Quick Checklist of Ramadan

  01. Make a resolution   to win the maximum favor of Allah by performing extra Voluntary prayers (Nawaafil-nafile), making frequent Du'a and increased remembrance (Dhikr-zikir).

  02. Try to recite some Qur'an after every Prayer. In fact if you read 3-4 pages after every Prayer you can easily finish the entire Qur'an in Ramadan!

  03. Study the Tafseer-tefsir (commentary) every morning.

  04. Invite a person you are not very close with or your relatives to your home for Iftar, at least once a week. You will notice the blessings in your relationships!

  05. Bring life to your family! Everyday, try to conclude the fast with your family and spend some quality time together to understand each other better.

  06. Give gifts on Eid-bayram to at least 5 people: 2 to your family members, 2 to your good friends, and 1 to a person whom you love purely for the sake of Allah.

  07. Make commitment to join Islamic study circles to learn more about Islam and improve your own life.

  08. Donate-sadaka generously to the masajid, Islamic organizations, and any where people are in need or oppressed. "This is a month of sharing!"

  09. Share Ramadan and its teachings of peace & patience with your neighbors.  

  10. Sleep little, eat little! Make sure you do not defeat the purpose of fasting by over-indulging in food and being lazy.

  11. Seek the rare and oft-neglected rewards of 'the night better than a 1000 months (Laylatul-Qadr-Kadir gecesi).

  12. Weep in private for the forgiveness of your sins: It is the month of forgiveness and Allah's Mercy! It's never too late.

  13. Learn to control your tongue and lower your gaze. Remember the Prophet's warning that lying, backbiting, and a lustful gaze all violate the fast!

  14. Encourage others to enjoin and love goodness, and to abandon everything that Allah dislikes. Play the role of a Da'ee (one who invites to Allah) with zeal, passion, and sympathy.

  15. Experience the joy of Tahajjud-teheccüd/gece namazi prayers late at night and devote yourself purely and fully to Allah in the I'tikaf retreat during the last 10 days of Ramadan.

  Remember: "Time is not money or gold; it is life itself and is limited. You must begin to appreciate every moment of your life and always strive to make the best use of it."

14 Eylül 2007 Cuma

insanlar ve haftalık yiyecekleri....People and their weekly food consumption

insanlar ve haftalık yiyecekleri....


Germany- 500 usd

Unıted State- 342 usd

Japan- 317 usd

İtaly- 260 usd

Mexico- 189 usd

Poland- 151 usd

Egypt- 68 usd

Ecuador- 32 usd

Bhutan- 5 usd

Chad- 1,5 usd

12 Eylül 2007 Çarşamba

Ramazan ayiniz mubarek olsun

  Abdullah bin Abbas (radiyallahu anh) hazretleri Peygamber Efendimiz'in (aleyhissalatu vesselam) soyle buyurdugunu rivayet etmektedir:

"Bes sey gelmeden evvel su bes seyi ganimet say:
Ihtiyarlik gelip catmadan evvel gencligin,
hastaliktan evvel sihhatin,
fakir dusmeden evvel varlikli olmanin,
mesguliyetten evvel bos zamanin
ve olum gelmeden evvel hayatin kiymetini bil, bunlari guzel degerlendir!"

(Hakim, Mustedrek, 4/341)

08 Eylül 2007 Cumartesi

KAPI CALAR...

KAPI CALAR...
SABAHIN ERKEN SAATLERINDE. ACARSINIZ. SUTCUNUZDUR GELEN. SUTCUNUN
LITRELIGINDEN KABINIZA DOKULEN BEYAZLIKTA SABAHIN GUZELLIGINE
KAVUSURSUNUZ. GOZUNUZDE PIRIL PIRIL BIR SABAH KAHVALTISI CANLANIR.
ICINIZDEN "BUGUN KAHVALTIYI BAHCEDE YAPALIM" DIYE GECIRIRSINIZ.
 
KAPI CALAR...
GELEN POSTACIDIR. KUCAGINDA BUYUKCE BIR PAKET. UZATTIGI KAGIDA IMZA
ATARSINIZ. DAHA ONCEDEN ISMARLADIGINIZ KITAPLARA KAVUSMANIN SEVINCINI
YASARSINIZ. ZATEN TATILDE OLDUGUNUZDAN BU KITAPLARA COK IHTIYACINIZ
VARDIR. "ARTIK CANIM SIKILMAYACAK " DEYIP KEYIFLENIRSINIZ. EN COK MERAK
ETTIGINIZI ALIP SEZLONGA UZANIRSINIZ.

 
KAPI CALAR...
KAPIYA KOSARSINIZ. YILLARDIR GORMEDIGINIZ BIR DOST GELMISTIR.
SEVINIRSINIZ. SOHBETLERINIZ SAATLER BOYU HATTA BUTUN GUN SURER. "YASAMAK
NE GUZEL" DERSINIZ ICINIZDEN. HELE BOYLE DOSTLAR VARKEN.

 
KAPI CALAR...
DURBUNDEN BAKARSINIZ. KIMSEYI GOREMEZSINIZ. DONUP YENIDEN KOLTUGA GOMULURSUNUZ. BIR DAHA CALAR. BAKARSINIZ, YINE KIMSE YOK. TAM O SIRADA BIR DAHA CALINCA KAPIYI ACARSINIZ. KOMSUNUZUN OGLU, ELINDEKI SOPAYLA ZILE UZANMAKTA. MEGER TUZLARI BITMIS. ICERIDEN TUZ GETIRIRKEN KENDI KENDINIZE SOYLENIRSINIZ. "ELBETTE GOREMEM. KERATANIN BOYU BIR METRE." BU KUCUK HADISE NESELENDIRIVERIR ORTALIGI.

 
KAPI CALAR...
DUSUP BAYILACAK KADAR SASIRIRSINIZ. ASKERDEKI OGLUNUZ HABER VERMEDEN IZNE CIKMISTIR. "OGLUM BENIM" DIYE HASRETLE KUCAKLARKEN GOZ YASLARINIZI
ZAPTEDEMEZSINIZ. MUTLULUGUNUZ OGLUNUZUN IZNI KADAR UZAR...

KAPININ HER CALISINDA SANKI MUTLULUGA KOSMAKTASINIZ. HUZUR TUTER
GOZLERINIZDEN. HER SESSIZLIKTE KULAKLARINIZ ZIL SESI ARAR...

 
VE KAPI CALMAZ...
O GUN EN BUYUK MISAFIRINIZ GELIR. ADETA KAPIYI KIRMISTIR.

ALIP GIDER SIZI, SASIRIRSINIZ. "NIYE HABER VERMEDI?" DIYE ICINIZDEN GECIRIRKEN;
"DOGDUGUNDAN BERI ZILE BASMAKTAYIM" DER. BIR SEYLER SOYLEMEK ISTERSINIZ O AN. AMA O ANDAN SONRA DILINIZ DONMEZ.


OLUM SESSIZ SEDASIZ GELIVERMISTIR...

07 Eylül 2007 Cuma

Hayirli Cumalar

Rakîb : Bakip gozeten ve kendisinden hicbir sey gizlenemeyen.
Ar-Raqib : The Watchful One

Cenab-i hak buyuruyor:
"Allah her seyi gozetler" (1)
"Suphesiz Allah sizin uzerinizde gozetleyicidir." (2)
"Ben onlara, ancak bana emrettigini soyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. Iclerinde bulundugum muddetce onlar uzerine kontrolcu idim. Beni vefat ettirince artik onlar uzerine gozetleyici yalniz sen oldun. Sen her seyi hakkiyle gorensin. "(3)

Rakib ismi, Kur'an-i Kerim'in 3 yerinde gecmektedir.

Rakib, koruyup gozetleyendir. Oyleki hicbir sey O'ndan kaybolmaz. Gizlilikleri ve sirlari bilen, gorendir. Hicbir soz ve gizli konusma O'na gizli degildir. Allah, unutmasinin mumkun olmadigi mutlak ilmiyle butun varliklari gozetleyip denetleyendir.

Her musluman, Yuce Allah'in kendini ve butun varliklari gozetledigini, onlari murakebe ettigini, bunun icin herkese iki melek tayin ettigini, bu meleklerin insanin her sozunu ve her fiilini yazip kaydettigini, Allah'in ahirette ceza veye mukafati bu murakebeye gore verecegini bilmelidir. Allah'in kendisini gozetledigine dair bilgisi kesinlik (yakîn) derecesine ulasan kimse, omrunu bos ve yararsiz islerde harcamaz, alip verdigi nefesleri bile O'nun zikriyle almaya calisir. Butun davranis, islerinde ve sozlerinde O'nun emir ve yasaklarina uygun hareket ve davranislarda bulunur, insanlarlailiskilerini bu esas uzere duzenler. Rabbin kendisini gozetledigini unutmayan kalp, kalp ilimlerinde ileri derecelere ulasir. (4)

Allah yoktan yarattigi tum varliklari koruyup gozetendir. Uzayin derinliklerindeki yildizlar ve sistemlerden, dunyayi kusatan atmosferdeki olaylara, insanin meydana getirdigi toplumlardan, yeryuzunu kaplayan bitki ortusune, insan bedenindeki kompleks ve karmasIk sistemlerden, mikro ve makro alemlere, gozle goremedigimiz tum boyutlara kadar herseyi her an kontrol eden, gozetleyen, sahit olan, denetleyen Allah'tir.
Insan basibos birakildigini, amacsizca hayatini surudurebilecegini zannedebilir. Ama hangi is uzerinde olursa olsun Allah onun uzerinde sahittir. Hic kimse Allah'tan bir sey gizleyemez. Gizli anlasma, plan, sir, tuzak; bunlar Allah Katinda asla gizlenemeyecek olaylardir. Herseyi goren, isiten ve bilen Allah'in Zatindan hicbir sey gizli kalamadigi icin, herkesin yaptigina eksIksiz bir adaletle karsilik verilir. Bircok kiside "Allah'in kainati yarattigi sonra herseyi kendi haline biraktigi" gibi carpik bir dusunce vardir. Oysa bu cok buyuk bir yanilgi ve zandir.

Insanin ciplak gozle hicbir zaman goremeyecegi hucre icindeki ayrintilari Allah en ince ayrintisina kadar bilendir. Vucut icindeki bir hucre diger trilyonlarca hucreyle birlikte son derece uyumlu bir sekilde hareket ederken, bazen birden farkli bir davranis icine girer ve bugun tam olarak kaynagi ve tedavisi bulunamamis olan kanser ortaya cikar. Insan kendi icinde olusan bu yapidan hic haberdar degilken Allah tum bunlarin uzerinde sahittir ve her evreyi kontrolu altinda tutar. Nasil bir insan Allah'in izni disinda bir adim bile atamazsa, o hucre de Allah'tan habersiz en ufak bir davranista bulunamaz. (5)

Kaynaklar:1) Ahzab, 522) Nisa, 13) Maide, 1174) Esmâ-ül Hüsna, Karınca Yayınları, Nisan 20045) Allah'ın İsimleri, Harun Yahya

02 Eylül 2007 Pazar

Tasindik - Mahkeme Karariyla!

Selamlarin en guzeli uzerinize olsun,

2 boyutlu internet aleminde de bir tasinma yasiyoruz, ev tasimanin derdini bilenler beni anlar, bu isler biraz zordur.

Neden tasiniyorum?

Gectigimiz yil olusturdugum, Ogrendiklerim sitesi T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği Turkiye'ye kapatilmis, ancak yurtdisindan erisime acik haldeydi. Ilk gordugumde tirsmadim desem yalan olur.
- Sitemi kapatmislar?
- Ne yazdim ki?
- Kapiya polisler dayanmasin?

Hanim : Dedim sana "bulasma sunlara" diye!

- Dur bakiim suc unsuru var mi?

deyip www.hidemyass.com uzerinden geri dondum. Onu da sagolsun sitemi ziyaret eden Muhibbi kardes ogretti. Yani mahkeme kararini 5dk icinde ekarte ettik :)

Mustafa Armagan hocadan bir alinti yapmisim, M.Kemal'le ilgili. Baktim suc unsuru yok. En azindan Mustafa Armagan serbest, bu iyi.

Askerlere geydirmisim-Tirs (Secimden sonra geydirenler artti)
- Benim siteyi nerden buldular? Gn.Kur.'un isi gucu yok benim siteyi mahkemeye mi vermis?

Sonra kalktim Fatih bilmemne mahkemesinin kararina baktim Google'da detayi var mi diye? (Ne halt etmisiz anlayalim) Bir de baktim ki; bi suru blogda ayni mesaj var-ohh

Anladim ki sirf benim blogu degil komple Wordpress'i kapatmislar.

Helal olsun, kokten cozum.

Neyse arkadaslar, kardesler :

"Gelin tanis olalim" felsefesiyle devam edelim.
Rabbimiz insallah bu yollarla da hayir islemek nasib eder bizlere..

Son soz : Birakilan yorumlar pozitif veya negatif beni cok memnun ediyor. Dilerim sizlerden yorumlarinizi eksik etmeyin. Yanlislarimizi bize gosterin.

Ogrendiklerimden sonra Ogrenemediklerimi de paylasalim.
(Ilk ogrenemedigim : Devletin istedigi gibi bir blog yapmayi ogrenemedim!)

Birlikte varilacak yerlerin en guzeline gidelim insallah.