Son aylarda daha da artti ama yillardir Turkiye’deki hukuk sisteminin ‘tefessuh ettigini’ (kokustugunu) gosteren bir dizi olay yasiyoruz. ‘Cumartesi Anneleri’ tam 14 yil, 54 mevsim, 223 haftadir, her cumartesi gunu, Istanbul’da kayiplarini istiyorlar. Aylardir basta Dogu ve Guneydogu Anadolu bolgelerinde olmak uzere, gosterilerde tas atan cocuklarin buyukler gibi yargilanmalari ve teror kanunlari uyarinca agir hapis cezalarina carptirilmalari da ‘vak’ayi adiyeden’ oldu. Hrant Dink ve Rahip Santoro davalari, adeta gorunmez bir el tarafindan sonsuza kadar oyalanmaya calisiliyor. Ne Guneydogu Anadolu’da asit kuyularina atilmis binlerce insanimizin, ne polis veya gardiyan dayagiyla olen evlatlarimizin hesabini sorabiliyoruz.
12 yasindaki Ugur Kaymaz’i sirtindan dokuz kursunla olduren ‘guvenlik’ guclerinin, ‘mesru mudafaadan’ beraat kararinin Yargitay tarafindan onanmasi ise hukuk sisteminin tefessuh ettiginin son kaniti. Aslinda bu ulkenin kurulusundan beri devletin yuce menfaatleri soz konusu oldugunda hukuk disina cikmak mesru goruldu. Bu hafta, Cumhuriyet doneminin en ‘hukuk disi’ uygulamalarindan biri olan ‘Istiklal Mahkemeleri Kanunu’ ve bu kanunun uygulamalarina bir goz atacagiz. Bu mahkemeler gunumuzun ‘cift basli yargi’ sorununun da kaynagina isaret ediyor. Pesinen belirteyim ki, bu yazi pek cok okuyucuyu tatmin edemeyecek. Merakli okuyuculara kaynakcadaki hatiratlari okumalarini siddetle tavsiye ederim.
***
115 milletvekilinin katilimiyla en yasli uye Sinop Milletvekili Serif Bey’in baskanliginda 23 Nisan 1920’de Ankara’da acilan Buyuk Millet Meclisi’nin ilk islerinden ulkenin pek cok yerinde cikan ayaklanmalari ve asker kacaklarini engellemek 29 Nisan’da Hiyanet-i Vataniye Kanunu’nu cikarmak olmustu. Kanunun cikarilmasindan sonraki dort aylik donemde, duzenin saglanamamasi uzerine, 1793’te, Fransa’da kurulan olaganustu yetkilere sahip ‘Istiklal Mahkemesi’nden esinlenilerek ‘Istiklal Mahkemeleri’ kuruldu. Mahkemelere en buyuk muhalefet, resmi tarih tarafindan ‘Ikinci Grup’ diye adlandirilacak olan muhalif grubun lideri Erzurum mebusu Huseyin Avni (Ulas) Bey’den geldi.
‘Yalniz Allahtan Korkar’
Istiklal Mahkemeleri, kanunla kurulduklari icin yasaldilar ancak yargilama usulleri acisindan hukuk disiydilar. Cunku uyeleri, Meclis icinden seciliyordu ama savci haric uyeleri hukukcu degildi. Kapilarinin ustunde ‘Istiklal Mahkemesi Mucadelesinde Yalniz Allahtan Korkar” yazan mahkemeler verdikleri kararlardan sorumlu degildiler ancak cezalarin gecikmeden infazindan sivil ve asker butun burokratlar sorumluydu. Kararin verilmesi icin delile gerek yoktu. Saniklarin avukat tutmalari cok nadir bir durumdu, zaten ne buna vakit vardi ne de bu gorevi ustlenmeye cesaretli avukatlar. Kararlar hâkimlerin vicdani kanaatine gore verilirdi ve temyiz edilemezdi. Verilen cezalar (ve idamlar) derhal infaz edilirdi. Kararlar o kadar acele ile alinir ve yerine getirilirdi ki, yanlislikla baskasinin yerine idam edilenler bile olurdu.
Asker kacaklari ile mucadele
18 Eylul 1920 - 31 Temmuz 1922 arasinda gorev yapan 12 mahkeme ile 1922 sonundan Mayis 1923’e kadar gorev yapan iki mahkeme olmak uzere toplam 14 Istiklal Mahkemesi, amaclari farkli oldugu icin ‘Birinci Donem Istiklal Mahkemeleri’ diye anildi. Ankara, Eskisehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu, Pozanti ve Diyarbakir illerinde kurulan bu mahkemeler esas olarak ‘casusluk’, ‘bozgunculuk’, ‘asker kacaklari’, ‘eskiya’, ‘saltanat yanlilari’ ve ‘isyancilar’ ile mucadeleyi amacliyordu. Ancak en onemli sorun asker kacaklari idi. ‘Her Turk asker dogar’ iddiasina ragmen sadece Sakarya Meydan Muharebesi sirasinda tam 48.335 kisi asker kacagiydi.
Resmî verilere gore bu mahkemelerde, Hiyanet-i Vataniye Kanunu’na dayanarak, toplam 59.164 kisi yargilandi, bunlarin 41.678’ine 40 ila 100 degnek, malini mulkunu musadere, para cezasi, yerine evden baskasinin askere alinmasi, halka teshir, hapis, evinin yakilmasi gibi cesitli cezalar verildi. 1.054 idam cezasi infaz edildi. Ancak bu sayilar gercegin ancak bir bolumudur, cunku bu davalara iliskin belgelerin buyuk bolumu kayiptir. Bu konudaki en onemli calismanin sahibi Ergun Aybars’a gore idam edilenlerin sayisi bes binin uzerinde olmalidir.
Sark Istiklal Mahkemeleri
4 Mart 1925 tarihli Takrir-i Sukûn (Huzur ve Guveni Saglama) Kanunu’nu ile kurulan ‘Ikinci Donem Istiklal Mahkemeleri’ ise muhalefetin buyuk direnisi ile karsilasti. Kazim Karabekir “Islahati Istiklal Mahkemeleri ile mi yapacaksiniz” diye sorarken, Gumushane Mebusu Zeki (Kadirbeyoglu) Bey Teskilat-i Esasiye Kanunu’nun 26. maddesinin idam hukumlerinin infazini Meclis’e biraktigini, dolayisiyla bu hukum degismeden kanunun gorusulemeyecegini soyluyordu. Dersim Mebusu Feridun Fikri (Dusunsel) Bey “kanunun hukumetce cok genis yorumlanarak butun olaylarin isyan ve ihanet gibi gosterilebilecegini, Cumhuriyet rejiminde haklarin her seyin uzerinde oldugunu ve hak ve hurriyetlerin hukumetin idaresine birakilamayacagini bunun Teskilati Esasiye Kanunu’na aykiri oldugunu” israrla belirtiyordu.
Kavgaya varan atesli tartismalara ragmen, kanun 22 ret oyuna karsilik 122 oyla kabul edildi. Kanunla ile biri idam kararlarini uygulama yetkisiyle ‘Sark’ icin Diyarbakir’da, digeri idam yetkisi TBMM’nin onayi ile uygulanmak uzere Ankara’da olmak uzere, iki Istiklâl Mahkemesi kuruldu. Diyarbakir’daki mahkemenin resmî adi ‘Isyan Bolgesi Mahkemesi’ idi ama ‘Sark Istiklal Mahkemesi’ olarak anildi. Ardindan meshur Hiyanet-i Vataniye Kanunu’nda dinî esaslara gore cemiyet kurulmasini yasaklayan ve dini siyasete alet edenleri ‘vatan haini’ ilan eden degisIklik yapildi ve mahkeme goreve basladi. 21 Mart’ta, Ismet Inonu, Meclis Baskanligi’na Divan-i Harb-i Orfilerde verilen idam cezalarinin da ordu, kolordu, bagimsiz tumen ve mustahkem mevki komutanlarinca onaylanarak uygulanmasini oneren bir onerge verdi. 22 kisilik muhalif grup bu teklifin de anayasaya ve insan haklarina aykiri oldugunu soylediler ama onerge, hukumetin istedigi sekilde kanunlasti.
‘Uc Aliler Divani’
Ardindan mahkeme heyetleri secildi. Isyan (Sark) Bolgesi Istiklal Mahkemesi’nin reisi Denizli Mebusu Mazhar Mufit (Kansu), savcisi Karasi Mebusu Ahmet Sureyya (Orgeevren), uyeleri Urfa Mebusu Ali Saib (Ursavas) ve Kirsehir Mebusu Lutfi Mufit (Ozdes), yedek uyesi ise Bozok Mebusu Avni (Dogan) Beylerdi. Ankara Istiklal Mahkemesi’nin reisi Afyonkarahisar Mebusu ‘Kel’ lakapli Ali (Cetinkaya), savcisi Denizli Mebusu Necip Ali (Kucuka), uyeleri Gaziantep Mebusu ‘Kilic’ Ali, Rize mebusu ‘Bakkal’ Ali (Zirh) ve yedek uyesi Aydin Mebusu Resit Galip Beylerdi.
Bu mahkeme, ‘Kel’ Ali, ‘Kilic’ Ali ve Necip Ali adli uyeleri yuzunden ‘Uc Aliler Divani’ diye anilacakti. Ancak, gorulecegi gibi adi veya gobek adi Ali olan iki uye daha vardi.
Sark Istiklal Mahkemesi’nin en genc uyesi Avni Bey, anilarinda soyle yazmisti: “Istiklal Mahkemesi reisi ve azalari arasinda normal bir munasebetin kuruldugunu gormek nasip olmadi. Herkesin kendine gore bir politikasi, kendine gore bir hukuk anlayisi vardi. Heyet-i hâkime karar icin bir odaya toplandiklari zaman, sIk sIk gorus ayriliklari kendini gosterir, kavgalar baslar, bazen tabancalar cekilirdi.”
Mahkemenin en sert uyesi Ali Saip Bey’di. Sark Istiklal Mahkemesi’nin aynen Ankara Istiklal Mahkemesi gibi sivil ve askerî tum olaylari yargilamasini isteyen Ali Saip Bey, bu konuda mahkemenin tek hukukcu uyesi Ahmet Sureyya Bey’le ters dusunce “Savcilikla aramizda kanaat farklari var istifa ediyorum. Boyle calisamam!” diyecekti. Sonunda mesele Ankara’ya aktarilacak, gelen cevaptan Ankara ‘devrimci uygulamalarin’ sinirlandirilmasini istemedigi anlasilacakti. Zaten Mustafa Kemal 16 Ocak 1923’de Izmit’te yaptigi basin toplantisindaki “Inkilâbin kanunu mevcut kanunlar ustundedir” diyerek, rotayi gostermisti. Hâkimler ile savci arasindaki anlasmazlik, “gerekirse kanunlarin uzerine cikariz” gorusunun ustun gelmesiyle sonuclandi. Bu tarihten sonra, mahkemenin yetki bolgesindeki 14 vilayet ve iki kazadaki idari, adli, askerî her turlu sivil ve askeri dava bu mahkemelerde goruldu.
‘Sebilurresadci’ Esref Edip Bey’in anilari
“Heybeli 1925 Mayis ayi... Heybeli Ada’ya yeni goc etmisiz. Bir sabah vapura yetismek uzere Denizcilik Okulu’nun yanindan hizla iniyorum. Sokagin karsisindaki polis karakolunda bir kaynasma dikkatimi cekti. Yurudum. Bir polis bana dogru gelmeye basladi. Karsilastigimizda, biraz karakola kadar gelmemi soyledi. Karakolda komiser ayakta geziniyordu. Biraz heyecanli idi. Alinan emir uzerine tevkif edildigimi teblig etti. Boyle bir sey beklemedigim halde hicbir telas gostermedim. Icime korku da gelmedi. Korkacak ne var? Yarasi olan gocunur...”
Cebeci’deki karanlik gunler
‘Yarasi olmadigi icin gocunacak seyi olmadigini’ dusunen bu kisi unlu Islamci dergi Sebilurresad’in sahibi Esref Edip [Fergan] idi. Esref Edip, polis nezaretinde Pendik yoluyla, o gunlerde polis merkezinin bulundugu Babiâli karsisindaki Danistay binasina giderken, dusunuyordu: “Acaba neden gozaltina alinmisti. Seyh Said Isyani ile bir iliskisi yoktu ancak gecen gunlerde Masonluk hakkinda bir kac yazi yayimlamislardi. Acaba o mu infiale sebep olmustu” sorularina cevap alamadan kendisini Ankara’ya giden trende buldu. Trenden inince dogru Istiklal Mahkemesi’ne, ardindan da Cebeci’deki Tevkifhane’ye gittiler. Kendisini cirilciplak bir odaya koyup ustune kilit vurdular. Bir hafta yemek getiren erden baska kimse ugramadi yanina. Geceler boyunca tahta ile demirin karsilasmasindan dogan korkunc sesleri ve yankilarini dinledi. Ardindan betonu yeni dokulmus rutubetli ve yine ciplak bir baska hucreye nakledildi. Moralini yuksek tutmaya calisiyordu. Boylece gunler, haftalar ve aylar gecti. Demir kapilar, demir pencereler, soguk tas duvarlar, rutubetli beton tavanlar, olu kafataslari, insan kemikleri ile dolu karar topraklar, sungulu bekciler. Kara ruhtu gardiyanlar, akrepler, ciyanlar... Sagda solda feryatlar, iniltiler... Idama goturulenlerin aglayislari, haykirislari. Zihnini giderek umitsizlik, uzuntu ve endise kapliyordu. Sucu neydi bir ogrenebilseydi...
Unutulan yazar
Aylar sonra bir gun Mahkeme Reisi Kilic Ali, tevkifhaneyi kontrole geldi. Esref Edip’in hucresini ziyaret ettiginde “Aaaa! Sen burada misin?” dedi. “Bizi unuttunuz galiba!,” diye yanitladi Esref Edip, “artik bu kadar cefa yeter. Rica ederim, cagirin da, ne soracaksaniz sorunuz.” “Merak etme, birkac gune kadar cagiracagiz. Seni Sark’tan istiyorlar.”
“Seni Sarktan istiyorlar” ne demek? diye dusundu Esref Edip. Bunu daha sonra ogrenecekti. Seyh Sait, idam yerine Edirne’de surgun cezasi verilecegi vaadiyle kendisini isyana goturen nedenlerin basinda TpCF’nin programi ve Istanbul basininin, ozellikle de Sebilurresad’in hukumet aleyhine yaptigi yayinlarin geldigini soylemisti. Seyh Said’i ikna eden Ali Saip Bey’in kafasindaki plan, muhalif gazetecilerle Seyh Said’i durusmada karsilikli carpistirmak ve boylece her iki tarafi da birbirinin silahi ile vurmakti. Ancak siyasi durumun nezaketi yuzunden, Ankara bekleyememis ve Seyh Said ve 46 adamini acilen asmak zorunda kalmisti. Hikâyenin gerisini Esref Edip’in son derece ilginc hatiratindan okuyabilirsiniz.
‘Komunist’ Zekeriya Sertel’in anilari
Esref Edip ve bir grup unlu gazetecinin yargilanmak uzere Diyarbakir’a sevk edildigi gunlerde, Gulhane Parki’nda esi ve cocuguyla piknik yapan Zekeriya (Sertel) Bey’in de hayati, karsisina dikilen bir polis memurunun emniyete davetiyle degisecekti. Esi Sabiha Hanim’la birlikte sahibi oldugu Resimli Ay dergisinde yuruttugu demokrasi ve ozgurluk mucadelesi ile Ankara’nin ve bizzat Mustafa Kemal’in tepkisini cekmis olan Zekeriya Bey, ayrica komunist olarak da taniniyordu. O gunlerde Resimli Ay’in en onemli temalarindan biri Milli Mucadele’nin sadece birkac kahraman liderin degil, iscisinden koylusune, memurundan askerine, kadinindan gencine tum halkin eseri oldugu, bu adsiz kahramanlari anmak icin de bir ‘Mechul asker’ aniti dikilmesiydi. Bu kampanyaya cevap gecikmemisti. Aksam gazetesinde ‘Uc Aliler Divani’nin en unlu uyelerinden ‘Kilic’ Ali imzali bir yazi cikmis, yazida, savasi halkin degil Ataturk’un yaptigi ileri surulmustu. “Ordunun ve halkin savasabilmesi, ancak kudretli ve kabiliyetli bir komutana sahip olmasiyla kabildir” diyen yazar “Mechul asker’ fikrini ortaya atip, baskomutanin onemini azaltmaya calismak, bir nankorluk olur” diyordu. Yazarin Mustafa Kemal’in en has yaverlerinden biri olmasi, Zekeriya Bey’in baltayi tasa vurdugunu gosteriyordu.
Cevat Sakir’le karsilasma
Gulhane’de polisin “sizi emniyete bekliyorlar” sozunu duydugunda, aklindan bir film seridi gibi bunlar gecmisti Zekeriya Bey’in. “Cocugu eve birakalim, gelirim” dedi ancak “Oyle degil efendim” dedi polis memuru. “Simdi beraber gitmemiz lazim.” Ancak o zaman anladi Zekeriya Bey durumun ciddiyetini. Karisini ve cocugunu parkta birakip muduriyete gitti. Ankara’ya sevki bir iki saat icinde olacakti. Istasyonda arkadasi Cevat Sakir ile karsilasti. Onun da yaninda bir polis vardi. Saskinlikla birbirlerine baktilar. Ikisi de Ankara’ya goturuluyordu. Ikisi de neden Ankara’ya goturulduklerini bilmiyorlardi.
Cevat Sakir (Kabaagacli), Abdulhamit’in unlu pasalarindan Sakir Pasa’nin ogluydu. Ingiltere’de Oxford Universitesi’ni bitirmisti. Turkce disinda alti dil biliyordu. Zeki, bilgili, yetenekli biriydi ama gencliginde bir kiskanclik meselesinden dolayi babasini oldurmus ve sekiz yil hapis yatmisti. Verem oldugu icin cezasini tamamlamadan saliverilmisti.
Tren onlari karanlik bir mechule dogru gotururken akil yurutmeye basladilar. Belki de Resimli Ay’in son sayisinda Cevat Sakir’in “Asker kacaklari nasil asilir?” baslikli yazisiyla ilgiliydi gozalti. Cevat Sakir, bir zamanlar hapishanedeyken, Istiklal Mahkemelerinde idam cezasina carptirilan asker kacaklarinin idam sehpasina gitmeden once oteki mahkûmlara karsi tutumlari, pili pirtilarini yoksul mahkûmlara vermeleri, Cevat’a dokunmustu, yazisinda bunu anlatiyordu. Ama suclarini cezalari kesilirken ogreneceklerdi: Cevat Sakir’in Huseyin Kenan takma adiyla yazdigi “Idama mahkûm olan insanlar bile bile olume nasil giderler” baslikli yazi dolayisiyla tutuklanmislardi.
“Seni asacaklar kardesim!”
Iki arkadas Ankara’ya vardiklarinda ayri ayri Polis Mudurlugu’nun karanlik bodrumuna atildilar. Ertesi gun, Zekeriya Bey’in yakin arkadasi, Trabzon mebusu Nebizade Hamdi Bey kara haberi getirdi: “Seni asacaklar kardesim!” dedi. O geceyi kâbuslar icinde gecirdi Zekeriya Bey. Ruyasinda agliyordu. Birden kalin bir ses onu ruyadan uyandirdi: “Ne oluyor delikanli? Ne agliyorsun?” Sesin sahibi, Manisali bir Istiklal Mahkemesi hukumlusuydu. Erkenden kalkmis, yataginda tespih cekiyordu. “Nasil aglamam?” dedi Zekeriya Bey. “Beni asacaklarini ogrendim.” Adam guldu. “Seni asacaklar diye uzulme. Hakkinda henuz verilmis bir hukum yok. Oysa ben hukmu yedim. Beni simdi, bu sabah asacaklar. Bak, agliyor muyum?” Gercekten de bir saat sonra geldiler ve adami alip goturduler. Bir daha da gorunmedi.
Ucuncu gun iki arkadas mahkeme heyetinin karsisina cikti. Mahkeme Reisi ‘Kel’ Ali (Cetinkaya), Cevat Sakir’in babasini oldurdugu sirada cinayetin islendigi Afyonkarahisari’nda Jandarma Komutani’ydi ve babasinin arkadasiydi. ‘Kel’ Ali, Cevat Sakir’i tanidi. Iki arkadasi ofkeyle salondan cikartti. Cikarken, bes gun sonra savunmalarini vermeleri emretmisti. Durusma iki arkadas agizlarini bile acamadan bitmisti. Suclari neydi ve neyi savunacaklardi?
Cehennemden kurtulus
Hucreye donduklerinde Mersin’de yayinlanan Dogru Soz gazetesi sahibi Ata Celebi adli bir komunist genc onlara mahkemelerin calisma prensiplerini ozetledi: “Burasi bir cehennemdir, bir salhanedir. Istiklal Mahkemesine getirilenlerin yuzde doksani oldurulur... Eger mahkeme sizi savunma icin bildirilen gunden once cagirirsa, hakkinda idam hukmu verilmis demektir. Sureyi uzatmakta fayda yoktur. Yok, gununde cagrilirsaniz, durumunuz supheli demektir. Mahkeme daha bir karar varmamistir. Savunma gunu sonraya birakilmissa, kurtuldugunuza isarettir. Cunku mahkeme aceleye luzum gormuyor demektir...”
Zekeriya ve Cevat Sakir, bes gun sonra degil de uc gun sonra cagrilinca ‘gelenege gore’ idama mahkûm edileceklerini dusunup perisan oldular. Ama sanslari vardi. Cezalari ucer yil surgun ve kalebentlikti. Cevat Sakir Bodrum’a, Zekeriya Sertel Sinop’a gidecekti. Olum beklerken kalebentlik cezasi almak ikiliye buyuk ikramiye gibi gorunmustu. Uc yilin sonunda geride kalan esler kucuk cocuklarina bakarken, Sabiha Hanim ek olarak Resimli Ay dergisini de idame ettirmisti. Zekeriya Sertel cezasi bitince Istanbul’a donerken, Cevat Sakir, Bodrum’a yerlesecek ve ‘Halikarnas Balikcisi’ adiyla unlu bir edebiyatci olacakti.
Siyasi hesaplasmalarin sahnesi
Mahkeme heyeti uyelerinin anilarindan ve resmî belgelerden acikca goruldugu gibi Ismet Inonu ve Mustafa Kemal’le dogrudan temas halinde calisan bu mahkemelerde esas olarak 1925’de Sapka Kanunu’na karsi cikanlar, 1926’da Ataturk’e suikast tesebbusunde bulunanlar ve Ittihatcilik davasi gudenler, Saltanat ve Hilafeti geri getirmeye calisanlar, komunist orgutlenmelere katilanlar, yolsuzluk, casusluk, hukumete muhalefet suclarina katilanlar vb. olmak uzere yaklasIk 7.500 kisi yargilandi, bunlarin yaklasIk 3.280’i cesitli cezalara carptirildi. 660 kisi idam edildi. Baslangicta suresi iki yil olan bu Istiklal Mahkemeleri 4 Mart 1929’da hukuken sona erdiler ancak 31 Temmuz 1922’de cikarilan Istiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri, 1949 yilina kadar yururlukte kaldi. Boylece Istiklal Mahkemeleri, tum Tek Partili donem boyunca, rejim muhaliflerinin korkulu ruyasi olmaya devam etti.
www.TurkceKarakter.com
Bozuk gorunen Turkce harfleri duzelten site.









750 bin Müslüman' la Ramazan'ı hep birlikte idrak etmek, hüznü ve sevinci paylaşmak hedefimiz. Tam 60 ülkede ve ülkemizin 50 şehrinde bir bütünün parçaları olduğumuzu, iftarlarımızla, kumanyalarımızla, yetim çocuklarımızın, yoksul ve kimsesizlerimizin, muhacir kamplarındaki eli öpülesi ihtiyarlarımızın sofralarında bulunarak göstereceğiz.
Ramazan için bir kumanya paketinin bedeli ne kadardır?











Cenab-i hak buyuruyor: